Mehmet Özay 15.04.2026
Macaristan
seçimlerinin ortaya koyduğu gayet belirleyici sonuç, ortada salt bir liderin ve
partisinin değil aksine, “demokratik muhalefet” olarak adlandırılan geniş
toplum kesimlerinin, ortak siyasal bilinçte buluşmasının bir sonucu olarak
görmek gerekiyor.
Bu durum, hem
Macaristan hem de Avrupa modern siyasi tarihine sıradan bir seçim başarısı
olarak değil, demokrasinin yeniden güncellenmesi olarak geçeceğini söylemek
yanlış olmayacaktır.
Yeniden
değerlendirme
2004 yılında
Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilen Macaristan’ın kısa denilebilecek bir
zaman diliminden yani 2010’dan başlayarak ‘tek parti’ rejimlerini andıran bir
sürece evrilmesinin Avrupa için gayet önemli öğretici bir yanı bulunuyor.
Bu noktada, AB
iç kurumlarının bir üye ülkedeki ‘demokratik değerlerden’ feragatle
sonuçlanabilecek bir yönelim seyretmesi karşısında müdahale edememesi aradan
geçen sürede tartışılan konulardan biriydi.
Bununla
birlikte, böylesi bir ‘siyasal sapma’ (political deviation)
adlandıracağım bir durumdan, yeniden demokrasinin temellerinin işlerliğini
ortaya koyan bir süreçle kendini Avrupa-merkezliliğe oturmaya güçlü bir şekilde
aday olan bir Macaristan bulunuyor karşımızda.
Bu çerçevede, Avrupa’nın
ortasında bir ulus-devlet olarak Macaristan’daki genel seçimlerin ortaya
koyduğu sonuç, Batı toplumlarında, Macaristan üzerinden demokrasiyi yeniden
değerlendirmeye ve değişim süreçlerini yeniden anlamaya yol açmasıyla büyük
önem arz ediyor.
Bu gelişmenin,
Avrupa’nın veya genelde Batı’nın, kendi iç dinamiklerinin eseri olduğuna kuşku
yok.
12 Nisan genel
seçimlerinin ardından, Macaristan’da ortaya çıkan siyasi manzara, Avrupa kıtası
veya Avrupa Birliği için olduğu kadar genel itibarıyla, Batı dünyası için
demokrasi olgusunun, kurumsallaşmasının ve pratiğinin ne anlama geldiği ve bu
olgunun, kurumsallaşmanın ve pratiğin yitirilmesinin nelere yol açabileceğinin
yeniden sorgulanmasına neden oluyor.
Avrupa
basınına göz atıldığında, Macaristan örneği, açıkçası, Avrupa Projesi’nin
yeniden güncellenmesi anlamına geliyor.
‘İlliberal’
tecrübe
Bu gelişme,
özellikle Batı dünyasında son dönemde ortaya çıkan ve çatışmacı eğilimleriyle
bizatihi, Batı demokrasi düşüncesi ve geleneğine darbe anlamına gelen siyasal
ve toplumsal eğilimlere güçlü bir cevap niteliği taşıyor.
“Bu hususlar
nedir?” diye sorulduğunda, bunun cevabını Macaristan örneği bize, sabık
başbakan Viktor Orbán ve partisi Fidesz yönetiminin ortaya koyduğu
yolsuzluk, kurumların erozyona uğraması
gibi bir demokratik yönetimden beklenmeyecek temel değerlerden uzaklaşma olarak
veriyor.
Orbán’ın, 2014
yılında bizatihi kendisinin ilân ettiği hükümetinin “illiberal bir yapılaşma”yı
öngördüğü yolundaki ifadesi dikkate alınacak olursa, en azından o günden bu
yana, Macaristan’ın yaşadığı tecrübenin, Avrupa demokrasi geleneğiyle ne denli
örtüşüp örtüşmediği de belirginlik kazanır.
Öyle ki,
‘illiberallik’, yine Macaristan örneğinden hareketle söylemek gerekirse,
“yönetim gücünün tüm kontrol mekanizmalarından azade kılınması” anlamına
geliyor.
Bir başka
ifadeyle söylemek gerekirse, yönetim, iktidar ve kuvvetler ayrılığı
unsurlarının yerli yerindeliğinde yaşanan kapsamlı sorunlar diyebiliriz.
Bu nedenledir
ki, seçimin galibi Magyar, zafer konuşmasında ilgili mekanizmaların başında
bulunanları bir anlamda, Orban’la ve partisi Fidesz ile suç
ortaklıklarını açığa vurarak görevlerinden istifaya davet etti...
Bu noktada,
Avrupa demokrasi geleneğinin savunucusu kabul edilen kurumlardan örneğin,
Avrupa Parlamentosu’nun, 2022 Macaristan raporunda bu ülkeyi “seçilmiş
otokrasi” olarak tanımlaması, Macaristan’da demokratik kurumlar nezdinde
gelinen noktayı göstermesi açısından gayet önemlidir.
Avrupa
bağlamı
Elbette,
siyasal yaşamda bu olan biteni Avrupa ve genel itibarıyla, Batı bağlamında
düşünmek gerekiyor.
Nihayetinde,
Avrupa ülkelerinin ve genelde Batı siyasal sitmelerinin kendilerini
konuşlandıkları temel siyasal ideolojik temeller varlıklarını, “demokrasi”
kavramına dayandırmaktadır.
Batı, teorik
olarak sahip olduğu demokrasinin, izolasyonist ya da elitist bir değerler
bütünü değil aksine, gündelik yaşamın içerisinde karşılığı olan ve bu anlamda,
sıradan vatandaşlara değin sirayet eden bir etkisinin olduğunu gündeme
getiriyor.
Bugün,
Macaristan’da bu değerleri kendini “muhafazakâr” olarak tanımlayan genç bir siyasetçi
olarak Peter Magyar’ın şahsında ve partisinde karşılığını bulması ise yine,
Avrupa’nın kendi iç ideolojik açılımları, çatışmaları ve dengelerinin bir ürünü
olarak görmek gerekiyor.
Bu durum,
Macaristan seçimlerinin sadece, Avrupa’nın ortasındaki bir ulus-devlet’de olan
biten periyodik olarak gerçekleşen demokrasi ritüeli ile sınırlı olmadığını,
aksine, olan bitenin bütün bir Avrupa ve hatta, Batı dünyasının siyasal
sistemini yeniden anlama ve yorumlama konusunda kafa yormaya, görüşler gündeme
getirmeye yol açmasıyal gayet önemli bir siyasal ve entellektüel dinamizmi
içinde barındırıyor.
Bir
karşılaştırma
Macaristan’da
yaşanan gelişmeleri örneğin, günün moda terimiyle kürenin “güney” bölgesine
tekabül eden siyasal ve toplumsal yapılarıyla farklılık gösteren ülkelerine
adapte etmek gayet güç.
Bu ifade,
kürenin ‘güney’indeki ulus-devletlerde demokrasinin teşkili, şemali, yapısı
konusunu tümüyle olumsuzlanması anlamına gelmiyor.
Ancak,
Macaristan on altı yıl öncesi ve bugün geldiği nokta itibarıyla, Batı’nın
demokrasi teamülleri, siyasal partilerin ve ideolojik yapılaşmaların ve genel
itibarıyla da, halk kesimlerinin tutumu yansıtması bakımından bir Avrupa
demokrasi yapılaşmasına işaret ediyor.
Toplumsal ve
siyasal güven, istikrar, yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü gibi olgular
Batı’nın, azımsanmayacak bir tarihi süreçte ürettiği değerler olarak bugün
kendi iç siyasal sisteminde yer buluyor.
Kürenin ‘güney’ine
tekabül eden bölgelerinde adına demokrasi denilen ve siyasal ritüellerin
aksine, Avrupa veya Batı siyasal yapılaşmalarında -yukarıda dikkat çekilen- temel
parametrelerin işlerliği zaman zaman akamete uğrasa da, ilgili toplumların ve
siyasal kurumların kendini yenileme konusunda kayda değer bir iradesi ve
yönelimi olduğunu bugün, Macaristan örneğinde görüyoruz.
‘Güney’in
ulus-devletlerinde, adına demokrasi pratiği denilen siyasal kurumları ve
işleyişi periyodik olarak gerçekleştirilen seçimlere odaklandığı konusunda
konuyla ilgilenen kesimlerin kahir ekseriyinin bir kuşkusu bulunmuyor.
Oysa,
demokratik yapılaşmanın ve bu yapılaşmanın oluşturduğu geleneğin, ‘yasalar
merkezli’ ve bu ‘yasaların tüm fertlere eşit şekilde uygulanması’ gibi genel
kriterlerin güney’in ilgili toplumlarında görülememesi, ortada açıkçası, suni
bir demokratik varlığın olduğu izlenimi uyandırıyor.
Ve bahsi geçen
seçimlerin siyasal parti çeşitliliğinde yaşanan ‘enflasyon’ kadar, ilkeler
noktasında belirsizlik ve bu ilkelerin akamete uğrama ihtimalinin yüksekliği,
demokrasi pratiğinden sapmalara yol açmasıyla önem taşıyor.
Buna ilâve
olarak, ilgili toplumların kahir ekseriyeti tarafından konulan siyasal tavrın
seçimlerde ilgili ülkeleri siyasi partiler özelinde, bir tür siyasal çıkarcı
yaklaşıma odaklanmaya sevk etmesi, ‘bölünme odaklı’ bir siyasal tecrübeyi
ortaya koyuyor.
Macaristan’da
12 Nisan seçimleriyle başlayan güçlü demokratik tepkinin bu ülke kadar,
Avrupa’da ve Batı’da demokrasi kavramı ve bağlantılı tüm kurumsal
yapılaşmaların yeniden ele alınması ve değerlendirmesine yapacağı katkıyı
dikkatle izlemek gerekiyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder