Mehmet Özay 12.04.2026
Bu cümlenin ve
benzerlerinin, yaşanmakta olan gerçeklikte bir karşılığı olduğuna kuşku bulunmuyor.
Bu ifadenin,
olumlu bir izlenim ve anlatıya yol açmayacağı aksine, olumsuz gözlem ve
anlatılara konu olacağını hissetmek ise güç değildir.
Bununla
birlikte, Müslüman toplumları konu olan bu veya benzeri cümlelerin yeni
olmadığı ve salt, bugüne dair bir sınırlılığı içinde barındırmadığı aksine, epeyce
bir süredir gündemde olduğu, ortaya konulduğu ve üzerinde düşünülmeye davet
ettiğini de biliriz.
En azından,
böylesi bir durumun varlığını hatırlamamız, bilmemiz ve üzerinde düşünmemiz gerekiyor...
Müslüman
toplumların siyasal, ekonomi, eğitim, hatta askeri kurumlarının içinde
bulunduğu hallerinde olan bitenin, kendinde bir niteliği içinde barındırmadığı
söylenemez.
Bundan kastım,
sadece bugünlerde olan biten ‘çatışmaların’, ‘savaşların’ varlığından
hareketle, Müslümanların başına gelenlerin, kendilerini içinde buldukları
durumun bir başka ifadeyle, tümüyle siyasal, toplumsal, ekonomik hatta, askeri
durumlarının geldiği noktanın salt, ‘öteki’nin eliyle ortaya konulmuş
ol/a/mayacağıdır.
Bu anlamda,
var olan ve olması gereken sorumluluğun, ‘öteki’ne atıfla kurtulunabilecek bir
durum olmadığını anlamamız gerekiyor.
Sömürge
dönemi
Bu kısa
girişle dikkat çekmek istediğim husus bugünün dünle özellikle de, sömürgecilik
dönemiyle ilintili olan bağlamına vurgu yapmaktır.
Geçmişte,
sömürge yönetimine konu olan topraklarda yani, bugün artık ulusal
bağımsızlıklarını kazanmış ulus-devletlerde yaşanan siyasal, toplumsal,
ekonomik yapılaşmaları dikkate aldığımızda, öncesi ve sonrası arasında önemli
bir karşılaştırmaya ihtiyaç duyulduğu hissediliyor.
Bu noktada,
sömürgecilik sürecini, kelimenin kökeninde yer aldığı üzere salt ‘sömürü’ (exploitation)
sistemi olarak değerlendirmek kadar, önemli bir literatür bize ‘modernleşme
süreci’nin de, aynı dönemde zuhur ettiğini ortaya koyuyor.
Bu ikinci
hususla ilgili olan biten tüm gelişmeleri, sosyal bilimlerin ilgili
alanlarında, ‘sömürge modernleşmesi’ kavramıyla dile getiriyoruz...
Buna dair
görece, orta ve uzak geçmişte ortaya konulmuş eserlerin bize yol
göstericiliğini yabana atmamak gerekir.
Bu görece uzun
süreci (longue duree) takip edemeyecekler için, alternatif olarak günümüze
dair veya bu döneme yakın olan birkaç hususla konuya açıklık getirmeye
çalışacağım.
Ve bunu,
‘kampung boy’ kavramına müracaat ederek yapacağım...
Kampung
boy
Sömürge dönemi
gerçekliğini bir kaç nesil öncesine kadar yaşamış bazı toplumlarda o döneme ait
bireylerin fiili olarak halen hayatta olduklarına tanık oluruz.
Sayısı az
olsada halen var olan, günümüzde yaşamına devam eden veya yakın zamanda vefat
etmiş ve ilgili eski sömürge topraklarına konu olmuş ulus-devletlerde
siyasetin, yönetimin, ekonominin, hatta eğitimin üst katmanlarına kadar çıkarak
önemli roller oynamış bireylerin, bizzat kendileri tarafından kaleme alınmış
yaşam hikâyelerine, biyografilerine baktığımızda bir “köy çocuğu” (kampung
boy) aidiyetinden, nasıl bir ‘siyasal, ekonomik ve hatta askeri elit’
boyutuna çıktıklarının hikâyesini söz konusu sömürge döneminde kendilerine
sağlanan “eğitim” imkânlarına bağlı olduğunu yakinen görürsünüz.
Sosyoloji
teorilerine başvururak söylemek gerektiğinde, örneğin, Pierre Bourdieu’nun
“sosyal kapital” (social capital) kavramsallaştırmasına pek de uymayan,
bir durumla karşılaşırız ‘kampung boy’dan siyasal ve ekonomik elit
boyutuna çıkanlarda...
Bu durumda,
belki de olan biten bu gelişmeyi, tarihsel şans (historical chance)
kavramıyla açıklamak mümkün gözüküyor.
Bu söylemin
içinde -köken itibarıyla- gizli/açık bir ‘köy çocuğu’ olunması konusunda, bir
tür gurur sezilmiyor değil.
Bunun yanı
sıra aynı ‘köy çocuğu’nun nasıl olup da, sömürge sonrası dönemin şartları
muvacehesinde, bazı siyasal süreçlerin neticesi olarak gelişip yeşeren
ulus-devlet içerisinde kendilerine toplumsal, ekonomik ve siyasal statü
bağlamında, gayet önemli bir yer bulabildiklerinin gururunu da
hissedebilirsiniz.
Sömürge
modernleşmesi
Yukarıda
dikkat çekilen ‘sömürgecilik’ kavramının kökenine atfen söylemek gerekirse,
ortada baştan aşağı (top-down) veya hiyearşik katı bir sömürgecilikten ziyade,
aslında farklı katmanları, ilişkileri içinde barındıran gayet karmaşık bir ‘sömürgecilik
dönemi’ gerçekliğiyle karşılaşırız.
Bugün
‘sömürgecilik’ sürecini -haklı olarak- eleştiren bazı çevrelerin yedi, sekiz
nesil öncesinde aynı sömürgeci sisteminin kurucu ve yönetici figürlerinin
kararlarıyla sömürge topraklarında ekonomi, ticaret, eğitim ve hatta askeri
faaliyetlerine davet edildiklerini, konu olduklarını, yer aldıklarını hatırlamak
bu anlamda gayet dikkat çekici bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.
Elbette, bu
süreci yöneten ilgili sömürgeci yönetim elitinin gayesinin “yerli” olarak
algılanan toplum kesimlerini veya bu kesimlerin ilgili bazı bireylerini
oluşmakta olan sömürge sisteminde yer almaya davet etmeleri, onların ‘kara kaşı
ve kara gözü’ için olmadığını da fark etmek gerekir.
Ancak, bu durum, nihayetinde ilgili kesimlerin sömürge yönetiminin marifetleriyle ‘sömürge modernleşmesine’ konu olmalarının önünde bir mani teşkil etmiyor(du).
Sömürge
sonrası süreçler ise bize yaşanan tüm karşı çıkışlar, alternatif arayışları, ya
da yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım ‘sömürge modernleşmesi’ süreçlerine
rağmen, Müslüman toplumların bugün içinde bulundukları halin, hiç de iç açıcı
olmamasının nedenlerinin, kaynaklarının değerlendirilmesinin iyi yapılması
gerekiyor.
Yukarıda
‘kampung boy’ kavramıyla örneklendirmeye çalıştığım ve sömürge sürecinin
gelişimlerinden istifade eden, tabiri caizse meyvelerini yiyen çevrelerin
devran dönüp ulusal bağımsızlıklar kazanıldığında ortaya ne türden bir ‘modern
devlet’ sistemi oluşturup oluşturamadıkları sorgulanmayı hak ediyor.
Öyle ki,
‘onlar azınlıktı’ denilip kestirilip atılamayacak olan, bu toplumsal sınıf veya
sınıfların sömürge döneminin yol açtığı ‘sömürge modernleşmesi’ne
adaptasyonları, kabulleri ve o sürecin ürettiği siyasal, ekonomik, ticari,
hatta askeri kurumsallaşmalarından aldıkları paylarla ‘modernleşme’ süreçlerini
içselleştirirken, aynı nesil veya takip eden ve/ya onların izinden giden
nesillerin nasıl olup da, geniş Müslüman toplumları gayet önemli bir cendere
içinde yaşamaya zorladıkları üzerinde durup düşünmek gerekiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder