6 Mayıs 2026 Çarşamba

Endonezya-Türkiye ilişkilerine dair bir yazıya dair analiz / An analysis of an article on Indonesia-Türkiye relations

Mehmet Özay                                                                                                                             06.05.2026

Bugünlerde bir kitap çalışmasına bölüm katkısı için belge toplarken içinde Selçuk Esenbel Hoca’nın  kısa, ancak gayet anlamlı olduğunu düşündüğüm iki makalesine ulaştım.[1]

Söz konusu iki makale, Ekim ve Kasım aylarında olmak üzere 2013 yılında kaleme alınmış...

Bu kısa makalelerin yazılma nedenini, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün, 2011’de Jakarta’ya yaptığı resmi ziyaret oluşturuyor.

Her ne kadar, ziyaretten iki yılı aşkın bir süre sonra kaleme alınmış olsa da, Türkiye’den bir akademisyenin bölgeyle ilgili kısa da olsa bir yazı kaleme almış olması takdire şayandır.

Bunun yanı sıra, birbiriyle farklılaşmalarıyla dikkat çeken çağdaş dönem gelişmeleri ile tarihsel boyutu birbirine eklemlemenin de, gayet cesurane bir çaba olduğunu ifade etmeliyim.

Hoca’nın bu makalelerinin, kendi gözlemleri ile, öyle anlaşılıyor ki, birkaç mülâkat süreciyle desteklenenerek yazıldığını ortaya koyuyor.

Mülâkatlara konu olan kişilerin, o dönemin Endonezya-Türkiye ilişkilerine yakinen vakıf kişiler olduğu gözden kaçmıyor. Hoca’nın titiz bir akademisyen olduğundan mütevellit, böylesine bir konuya vakıf kişilerle görüşme yapması doğal ve gayet anlamlıdır.

Bunun yanı sıra, Endonezya-Türkiye ilişkilerine dair doğrudan gözlemleri, bazı görüşmelerden mütevellit bazı intibaları olan, dönemin bazı aktörlerini görmüş ve konuşmuş biri olarak, Esenbel Hoca’nın çalışmalarına kısaca katkı yapabileceğimi düşünüyorum.

Bu katkının eleştirel boyutta olmasının, bir araştırmacı ve akademisyen olarak en çok Esenbel Hoca’nın ilgisini çekeceğine kuşku duymuyorum.

Esenbel Hoca’nın bir yazar olarak makalesini yapılandırırken ortaya konulan argümanlara dayanaklar hususunda, -en azından bazı bölümlerinde- gerçek/çi/lik, otantiklik sorununa sahip olduğunu söylemek gerekiyor.

Sempati

Dikkat çekmek istediğim makale, Esenbel Hoca’nın 4 Kasım 2013 tarihli ikinci makalesi, iki ülke arasındaki ‘sempati’ye vurguyla başlıyor. İki ülkenin ‘Müslüman çoğunluğu sahip oluşu’ ve ‘uzun bir geleneği paylaşmaları’na rağmen, söz konusu sempatinin ivme kaybettiğine değiniyor Hoca.

Bu hususa açıklık getirmek gerekirse, öncelikle -nihayetinde kronolojik olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu öncelik olarak ortaya çıkıyor, Cumhuriyet dönemi dış siyasetinden öte, ülke kurucu zihniyetinin ‘siyasal epistemolojisiyle’ açıklanması gereken bir husus.

Öte yandan, Endonezya ‘ilk bağımsızlığını’ 1945’de kazanmasına rağmen, 1923-1945 yılları arasında Takımadalar bölgesinde yayın yapan gazetelerin, Türkiye’deki gelişmeleri bir şekilde izlemeye yönelik ilgi ve alâkalarına karşılık, aynı dönemde, diyelim ki, dönemin Türk medyasının Endonezya’da 1920’ler, 30’lar, 40’lardaki bağımsızlık mücadelesine, çeşitli siyasal ve dini kurumsal yapılaşmalara, sömürge dönemi kapitalizminin gelişim ve yayılma boyutlarına, Japonların bölgeye dair ilgi  ve alâkaları gibi pek çok konu ve alana rağmen, ne tür ilgi gösterdikleri tartışmalıdır.

Hoca’nın makalesine girişindeki ‘sempati’ olgusu, bizim iki ülke veya iki toplum arasında var olan siyasal -ve de toplumsal- söylemin çokça bilgiden ziyade, ‘duygusal’ bağlama karşılık gelip gelmediğini tartışabiliriz.

‘Yeni dönem’

İlk paragrafın sonunda, Sayın Gül’ün Jakarta ziyaretinde sarf ettiği bir cümleye yer veriliyor: “Endonezya ile yeni bir dönem başlıyor.” Aslında, bu ifadeye ilerleyen yıllarda da tanık olunacaktır. Örneğin, 5 Haziran 2019 tarihinde dönemin dışişleri bakanı Mevcut Çavuşoğlu’nun ilan ettiği ‘Yeniden Asya’ (Asia Anew) açılımı bunun resmi bir göstergesidir.

Benzer şekilde, aradan geçen altı yıl sonra, bu sefer Endonezya devlet başkanı Subianto Prabowo iki ülke arasında ilişkilerinin başlamasının 75. yıldönümü vesilesiyle, 2025 yılı Nisan ayında Ankara ziyaretinde “ifadesiyle”, bir kez daha yenilenme vurgusunu öne çıkarmıştır.[2]

Tüm bu ‘yeni’ vurgusuyla öne çıkartılan Endonezya-Türkiye ilişkilerinde -en azından-, bahsi geçen üç alanın neye tekabül ettiği ise üzerinde dikkatle durulmayı hak ediyor. Ancak, bunları bu yazı yerine, daha farklı çalışmalarda ele almak daha doğru olacaktır.

Uzun tarih, anlam ve içerik

İkinci paragrafta, uzun tarihe geçmişe vurgu yapılarak Türklerin, Takımadalar’a ‘yabancı olmadıkları’na dikkat çekiliyor.

Zikredilen dönemin Portekizlilerin, Hint Okyanusu seferlerinin erken dönemine tekabül eden 16. yüzyıl başları olması, Osmanlı Devleti sınırlarındaki çok farklı etnik yapılar ile özellikle, Arab Yarımadası’nın sahil şerisinde, Hint Okyanusu’na yakın bölgelerdeki Arap toplumun denizcilik bilgi ve tecrübesi bize ‘Türkler’den ziyade veya Türklerin yanı sıra başta Araplar olmak üzere farklı grupların Osmanlı adına Hint Okyanusu’nda faaliyet göstermiş olabileceklerini hatırlatıyor.

Tabii, Müslüman olmakla Türk olmak arasındaki ‘teo-sosyolojik’ boyutu dikkate alacak olursak yukarıdaki söylemde bir yanlışlık olmadığı görülür. Ancak, Esenbel Hoca, bu hususa açıklık getirmiyor...

İlerleyen bölümde, Hoca, alana dair ilgisi olanlarca yakinen bilinen hususları özellikle de, Sumatra kaynakları üzerinden bir izahla dört kez Açe’ye gönderme yapıyor. Ve 1538 yılı göndermesiyle bu erken dönemden bahsedilirken, “Osmanlı Devleti ile Açe Sultanlığı arasında uzun dönemli askeri işbirliğinin başlangıcı” ifadesinin tarihsel dayanaklarını bulmak güç.

İkinci dönemi, 1547’de “karşılıklı elçi gönderme” ile gündeme taşıyan Esenbel Hoca’nın bu verileri nereden sağladığı hususunda bir atıf yok.

16. yüzyılda, eldeki verilere dayalı olarak ‘somut’ gelişmesinin 1560’lı yıllara rast gelişine dair bir açıklama bulunmuyor. Ardından, Hoca, iki devlet arasında, 16. yüzyıl sonrasında yaşanan ‘duraklama’nın nedeni olarak, örneğin, 17. yüzyıl ortasında Yemen’de siyasal ve teritoryal hakimiyetin yitirilişi ile bölge limanlarında etkinliğin yitirilmesiyle ilişkilendiriyor. 

Aktif ilişkisizliğe rağmen, “Türk etkisinin Sumatra’da ve bir ölçüde Takımadalar’da devam ettiği” ifadesini gayet temkinli karşılamak gerekir.

Küreselleşen dinamikler

Bu görece uzun dönemin ardından, 19. yüzyıl sömürge küreselleşmesi karşısında ‘siyasi korumacılık’ olgusuyla Açe’nin yanı sıra, Riau da gündeme geliyor. Esenbel Hoca, Cambi’yi yazmamış...

Bu Malay devletlerinin veya bir bölümü o dönem bağımsızlık olan bir bölümü gizli/açık Hollanda sömürgeciliğini ‘kabul etmiş!’ devletlerin Osmanlı ile siyasal ilişki kurma nedenlerinin başında ‘din faktörü’nün belirleyiciliğini burada hatırlatmakta yarar var.

Üstüne üstlük, bu ‘dini sorumluluğu’ Osmanlı’ya hatırlatanın Malay siyasal yapıları olduğunu da açıkça dile getirmek gerekir.

Ancak, sürecin salt bu bağlamda devam etmediği de bölge çalışmalarını yakından takip etmeye çalışanlar için sürpriz değil.

Örneğin, İngilizler, Amerikalılar, Fransızlar hatta İtalyanlar başvuru mercii olarak görülerek söz konusu Malay siyasal yapılarından elçilerin ve mektupların gönderildiği ‘güçler’ olarak karşımıza çıkıyor.

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, ortada ‘lineer’ bir ilişki yapılaşması bulunmuyor. Aksine, çok dinamik, aktörleri her dönem değişebilen, yeni arayış ve çözümlerin sürdüğü bir yüzyıl 19. yüzyıl tüm Malay siyasal yapıları için...

Konsolos meselesine gelince... Hadrami ailelerin -en azından- bir bölümünün Osmanlı tabiiyyetine kabul edilme, erkek çocuklarını Osmanlı topraklarında okutma, sömürge yönetiminden şikayetlere dair taleplerle gelişme gösteren ilişki boyutunun ardından “al-Junayd” ailesinden birinin 1864’de konsül olarak atanmasına ardından Batavya’da, yani bugünkü Cakarta’da ikinci teşebbüsün 1883’de ortaya konulmasının birer kurumsal uygulama olarak varlığı ile bu kurumların işlevleri ve bütünlüklerinin ayrı ayrı ele alınması gerekiyor.

Yaklaşık bir yıl sonra vefat eden “al-Junayd”in yerine, kardeşinin atanma talebine İngilizler mani oluyor...

Esenbel Hoca da, Hollanda sömürge yönetiminin ilgili konsolosluğun çalışma süreçlerine müdahalesine bir şekilde değinmiş...

Hoca’nın kısa yazısının takriben ilk sayfasını bu hususlar teşkil ediyor. İkinci bölümde, Cumhuriyet dönemi ve Endonezya bağımsızlığı sonrası ve bu yüzyılın başından, bu yana olan bazı süreçlere değiniliyor. Bunlara dair, burada bir yorumda bulunmayacağım...

İki ülke ilişkilerine dair tarihle bağlantılı göndermelerin sadece, Esenbel Hoca tarafından yapılmadığını da biliyoruz.

Örneğin, iki ülkenin dışişleri sitelerini ve bazı ilgili resmi toplantılarda veya yarı-resmi sohbetlerde tarihe vurgu ile bugünü birbirine ilişkilendirme çabalarına tanık oluyoruz.

Bununla birlikte, bu yaklaşımın akademik anlamda ne denli doğru bir metodoloji olduğu sorgulanmayı hak ediyor.

Elbette, tıpkı benzerleri gibi alanın dışından bölgeyle ilgili gelişmeleri yazanlar ve konuşanlarda rastladığımız bu genelleme karşısında bu kişilerin ve de Esenbel Hoca’nın Sumatra kaynaklarına ulaşıp, Osmanlı arşivlerine girip ne olup bittiğini yakinen anlama çabasında olmalarını da beklemiyoruz.

Bununla birlikte, iki temel hususun göz ardı edilmemesi gerekiyor. İlki, tarihte olan bitenlerin hakkıyla değerlendirilmesi için önemli teorik ve metodolojik süreçlerden istifade etmek gerekiyor. İkincisi, tarihsel gerçeklikler ile modern, çağdaş süreçlerin birbiriyle irtibatlandırılması meselesidir ki, uluslararası ilişkiler dinamiklerini uzun tarihsel geçmişe dayandırmanın anlamlı yolları olmakla birlikte, bugün olan biteni kendi bağlamına dayalı olarak çalışmak ve yorumlamak gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/endonezya-turkiye-iliskilerine-dair-bir-yaziya-dair-analiz-an-analysis-of-an-article-on-indonesia-turkiye-relations/



[1] https://mei.edu/publication/turkey-and-indonesia-historical-roots-contemporary-business-links/

[2] Bu ifade için bkz: Vermonte, Philips. (2025). “Two nations, one vision: Indonesia and Turkey’s growing partnership”, The Jakarta Post, Thursday, April 10.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder