14 Mayıs 2026 Perşembe

Şi Cinping’den Trump’a ‘paradigma değişimi’ önerisi / Xi Jinping proposes a paradigm shift to Trump

Mehmet Özay                                                                                                                             14.05.2026

Trump’ın, merakla beklenen Çin ziyareti, nihayet gerçekleşti...

Bugün Pekin’de, Çin devlet başkanı Şi Cinping’le ABD başkanı Donald Trump buluşmasına dair basına yansıyan görseller, bu gelişmeyi, sanki iki yakın dostun buluşması bağlamında işlemesiyle dikkat çekiyor.

Paradigma değişimi

İki süper güç yani, Çin ve ABD’nin liderlerinin görüşmesi, hiç kuşku yok ki, küresel kaosun neredeyse norm haline geldiği bir dönemde gayet önemli bir süreçtir.

Görüşmelerde Şi Cinping’in, iki ülke ilişkilerinin birbirine yakınlaşması ve sorunlara ortak çözümler arayışı bağlamında ortaya koyduğu ara bulmaya yönelik söylemi, uluslararası ilişkilerde bir “paradigma değişimi”ni gündeme getiriyor.

Bunun karşılığı olarak ABD başkanı Trump’ın “yakın dostum”, “büyük lider” vb. gibi ondan beklenebilecek abartılı söylem tarzıyla yaklaştığı Şi Cinping’in, ikili ilişkilerde küresel barış merkezli önerilerine, somut olarak bir katkıda bulunup bulunmadığına bakmak gerekiyor.

Bu çerçevede, Trump’ın “Çin ve ABD ilişkilerinin şimdikinden çok daha iyi olacağını” ifadesi geleceği umutlu bakılabileceğini gösteriyor.

Ancak, karşımızda kararları ve politikaları her an değişen Trump gibi bir siyasetçinin bulunması, her açıdan temkinli olmayı gerektiriyor.

Güçlü beden dili

Candan ve samimi tokalaşmaların ötesinde, kanımca dikkat çeken bir husus var...

O da, Şi Cinping’in gayet öz güvenle dolu bir beden dilini ortaya koymasıdır.

Şi Cinping’in bu olumlu tutumunun, Trump’ın benzer görüşmelerde liderler karşısında ortaya koymaktan çekinmediği üstünlük kompleksinin yerini aldığını söylemek gerekiyor.

Bunda belki de, Trump’ın da payı olduğunu da düşünmek mümkün...

Nihayetinde, Trump’ın Çin ziyaretinin gerçekleşebilmesi Çin’den gelen onayla olması, ABD başkanı Trump’ın -en azından bugünkü görüşmeler çerçevesinde- daha gerçekci bir tavır takındığını ortaya koyuyor.

Tarihin yönü

Çin ve ABD arasında var olan ve özellikle ekonomi alanında ortaya çıktığı gözlemlenen rekabete rağmen, Çin tarafı daha rasyonel bir siyasal tutum sergileyerek ABD’yi, kendi alanına çekmeye ve bu rasyonalite etrafında ilişkileri yönlendirmeye çalışıyor.

İki devletin birbirine rakip değil, işbirliğine açık olması düşüncesinin Çin için önemli bir avantaj sağladığına kuşku yok.

Bu avantaj, sadece ikili ilişkilerin gelişim seyri açısından değil, aynı zamanda küresel toplumun bu iki süper güç ilişkisinde rasyonel eğilime sahip taraf yönünde bir destek oluşturmalarında ortaya çıkacaktır.

Bunun izlerini özellikle, Avrupa Birliği üyesi ülkeler olmak üzere, çeşitli Batılı ülke liderlerinin son dönemde Çin’e yaptıkları ziyaretlerde karşılık bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu anlamda, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, tarihin yönünü değiştirme konusunda en az Trump kadar iddialı olduğu ortada.

Devlet sorumluluğu

Başkan Trump’ın, Çin’e yapmakta olduğu resmi ziyaret, iki küresel güç arasında ‘güven olgusu’ndan başlayarak, var olan açığın kapatılması yolunda gayet önemli bir adım olarak dikkat çekiyor.

Söz konusu açığın, ABD’nin özellikle başkan Trump’ın, son on yıllık süreçte ortaya koyduğu ekonomi politik ve buna eklemlenen güvenlik alanlarındaki küresel açılımları ve hedefleri ile tek yönlü bir eğilim sergilemekte olduğunu gösteriyor.

Buna karşın Çin, yeni ve yükselmekte olan bir süper güç olarak varlığını çatışmadan yana değil, siyasal ve ekonomik alanda geldiği noktada, ABD ile birlikte yan yana var olmanın imkânını arıyor.

Temelde, Şi Cinping’in iki ülke ilişkilerine dair gündeme getirdiği “rakip değil, ortaklık” söylemi yeni değil...

Şi Cinping, ABD’nin daha çok da Trump yönetiminin, Çin’e yönelik politikalarının tehdit boyutunun artmaya başlamasıyla bu söylemi öncellemeyi tercih ettiği gözlemleniyor.

Bugüne kadar geçen süre zarfında, Çin’den ve de Şi Cinping’den bir geri adım söz konusu değil.

Bu anlamda, Şi Cinping’in, Trump’ı ve de ABD’yi barış safına çekme çabasını anlamlı görmek gerekiyor.

Bu çaba, bugün Çin ve ABD heyetleri arasında yapılan ikili görüşmelerde güncellendiği ortada.

Bu noktada, Şi Cinping’in “farklılıklardan ziyade, daha çok ortak çıkarlarımız bulunuyor” ifadesinde karşılık bulan, ABD’yi barış safına çekme sürecinin devam ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Bununla birlikte, Çin’in büyük devlet sorumluluğu ile hareket ettiğinin göstergesi olan bu yaklaşımına karşılık, ABD tarafından herhangi bir açık ve destekleyici söylemin ortaya konulmamış olmasını da dikkate almak gerekiyor.

Çin hedefi

ABD’nin ya da Trump özellikle, 2024 ABD seçimleri sonrasında ikinci defa başkanlık koltuğuna oturmasıyla ortaya koymaya başladığı neredeyse tüm politikalarının, Çin’i hedef alan bir yönü olduğunu kaleme aldığım yazılarda dile getirmiştim.

Bunun temel nedeni, Çin’in tek başına veya kendi sınırları içerisinde bir küresel güç olmadığı, aksine Çin’in sergilemekte olduğu küresel güç olgusunun şu veya bu şekilde, dünyanın farklı bölgelerine yönelik ekonomi politikaları ile ortaya koymuştu.

Bununla birlikte, söz konusu ekonomi politikalarının doğrudan siyasal içeriklere sahip olduğunun en çok farkında olan tarafından bizzat ABD ve Trump’ın kendisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Çin’in ekonomik yükselişini ülkesine açıktan bir tehdit olarak okuyan Trump’ın bu anlamda, yalnız olmadığını söylemek mümkün.

ABD kadar Batı’yı temsil anlamında Batı Avrupa’nın da bu süreçte, en az ABD kadar önemli bir yeri olduğuna kuşku yok.

Bunun temel nedeni, bugün ABD’nin temsilcisi olduğu görülen küresel ekonomi sisteminin yani, kapitalizmin rakip tanımadan yükselme arzusu ve hırsının karşısında bugün Çin’i bulmuş olmasıdır.

Bununla birlikte bir süredir ABD’nin bu alanda öne çıkan bir aktör konumunda olmasının kanımca, Trump’ın siyasal kişiliğinde aramak gerekiyor.

İlgili basın organlarının öne çıkartmaya çalıştığı üzere, Çin’in temel çekincesinin ABD’nin Tayvan politikası olduğunu söylemek mümkün.

Tayvan’ın hiç kuşku yok ki, ‘kırmızı çizgisi’kabul eden Çin yönetiminin, bu olguyu Pekin ziyareti sırasında Başkan Trump’a doğrudan hatırlatmasının yerinde ve makul olduğuna kuşku yok.

Bununla birlikte, Çin’in ve de devlet başkanı Şi Cinping’in ABD ile ilişkileri geliştirme ve girişte dile getirdiğim üzere, ‘paradigma dönüşümü’nü gerçekleştirmenin yolunun, salt Tayvan sorunuyla ilinti olmadığını aksine, bunun dışında ve ötesinde boyutların olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekiyor.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/si-cinpingden-trumpa-paradigma-degisimi-onerisi-xi-jinping-proposes-a-paradigm-shift-to-trump/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder