4 Şubat 2026 Çarşamba

Batı’da açmaz ve İngiltere Çin’le yakınlaşması / The dilemma in the West and Britain's rapprochement with China

Mehmet Özay                                                                                                                             03.02.2026

ABD’de başkan Donald Trump’ın küresel sistemi yeniden ve hatta, baştan aşağıya hiyearşik olarak inşa etme plânı, küçük, orta ve büyük ölçek kabul edilebilecek neredeyse tüm ülkeleri etkilemeye devam ediyor.

Batı içerisinde sistemik bir yapılaşmanın varlığına rağmen, bugün bizzat Trump politikalarının olumsuz etkisinden en başta nasibini alan ülkelerin ve bölgelerin başında Avrupa’nın geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

Batı’da ayrışmaya cevap

Daha önceki birkaç yazıda dile getirdiğim üzere bu durum, Batı içerisinde kayda değer bir ayrışmayı gündeme getiriyor.

Trump’ın, birinci başkanlık dönemi söylemleri ve bir süredir devam eden tartışmalar hatırlanacak olursa, sorun sanki sadece, NATO kurumsal yapısıyla ilgiliymiş gibi gözüküyor.

Ancak, Batı’da, Atlantik Okyanusu’nun iki kıyısında yani, Kuzey Amerika ve Avrupa arasındaki kriz bunun ötesinde bir anlam içeriyor.

Belçika başbakanı Bart de Wever’in ifadesiyle kriz’in adı, “ABD’ye, aşırı derecede bağlılık...”

Bu durum, Avrupa ülkelerini yeni ve alternatif ve hatta, beklenmedik çıkışlarla ikili ve bölgesel ilişkiler geliştirme noktasına sevk etmiş gözüküyor.

Trump’ın, bugüne kadar sergilediği politikalara ve bunun ardındaki argümanlara bakıldığında, tüccar hem de kaba bir tüccar başkan rolünü oynamakta ısrarla devam ettiği görülür.

Bireysel yaşamının getirdiği karakteristikleri, ulus-devlet şemasına dobra dobra yansıtma eğilimi, bugün Trump’ı sadece, Güney ve Doğu ile değil, bizatihi Batı içerisinde algılanması zor ve bunun ötesinde baş edilmesi gereken bir sorun olarak nüksediyor.

Batı, bu anlamda Avrupa, bu sorunun altından kalkabilecek mi?

Pasif tepkiselliklere bakıldığında, Trump’a yönelik olarak “ölse de kurtulsak!” söylemine tutunurken, daha rasyonel ve mantıklı hareket edenler, çözümü Batı içerisinde yaşanan temel sorunu aşmada, küresel sistemin öne çıkan öteki başat aktörleriyle biraraya gelmekte buluyorlar.

Bunun son örneğine, İngiltere başbakanı Keir Starmer’ın, 28-31 Ocak günlerinde, Çin’e yaptığı resmi ziyaret vesilesiyle tanık olduk.

İngiltere’den Çin’ açılımı

Başbakan Starmer’ın, geçen hafta Pekin’e yaptığı ziyaret ile sadece, iki ülke arasında ikili ilişkileri güncelleme olarak gündeme gelmiyor.

Bunun aksine, Batı’nın liberal söylemlerin en azından, felsefi ve de belirli ölçülerde pratik yansımalarının merkezi olan İngiltere’nin, ideolojik Doğu’nun merkezi denilmeyi hak eden Çin’le  yakınlaşma niyeti ve çabaları, siyasal anlamda temel bir olgusal çıkış anlamına geliyor.

Kimileri, Başbakan Stamer’ın ziyaretini İngiliz pragmatikliğiyle açıklayabilir.

Evet, buna kuşku yok...

Ancak, bugün İngiltere’yi yöneten aklın, Batı’nın kendi içerisinde olan biten gelişmeleri hesaplı kitaplı bir şekilde değerlendirdiğine de kuşku bulunmuyor.

Öyle ki, başbakan Starmer, Pekin ziyaretine yönelik olarak, İngiliz siyasetinden gelen eleştiriler karşısında parlamentoda yaptığı konuşmada, olan biteni konvansiyonel anlamda, salt ikili ilişkilere dayalı olarak açıklamıyor.

Bunun ötesinde, “Çin’le ilişkilerin geliştirilmesini İngiltere’nin, Çin’i doğru dürüst anlamasına imkân tanıyacak bir stratejik bakış açısının deneyimlenmesi” olduğuna dikkat çekiyor başbakan Stamer...

İlginç bir yaklaşım, değil mi?

Stamer, argümanını güçlendirme adına, söz konusu bu girişimin gayet gecikmiş olduğunu da dile getirdi.

Bu anlamda, İşçi Partisi iktidarından önce, son sekiz yıldır ülkeyi yöneten muhafazakâr parti’nin pasif ve gayet mesafeli Çin politikasına atıf yapan başbakan, diğer önde gelen diğer Batılı ülkelerin Çin’le yakınlaşma konusundaki girişimlerine karşın bu süreçte İngiltere’nin, zaman kaybettiğine dikkat çekti.

Bu yaklaşım, aslında tam da, Batı’nın kendi içerisinde yaşamakta olduğu krizin boyutunu gizli/açık ortaya koyuyor.

Başbakan Kramer, Pekin ziyaretinin nedenini açıklarken temelde vurgusu, “ulusal çıkarlar” oluyor...

Batı, kendi içerisinde küresel sistemi onarma ve yeniden inşada ayrışmacı bir yapı sergilerken, Avrupa’da tek tek ülkeler, kendi ulusal çıkarlarını koruma adına yeni ve de beklenmedik adımlar atmaktan çekinmiyor.

Bugün İngiltere’nin, Başbakan Kramer’in Pekin ziyaretiyle yapmak istediği de bu...

Açılımın bir tarafında yer alan İngiltere’nin siyasal girişimine bakarken, Çin’in neredeyse son on yılda durağanlaşan İngiltere ilişkilerinin yeniden başlamasını kucak açarak karşılık verdiğini söylemek de güç...

Ancak, Kramer’in parlamento konuşmasında vurgu yaptığı ve aşağı yukarı şu anlama gelen yani, “Doğrudan temas kurulmayan bir Çin’le ilişkilerin geliştirilebilmesi de o denli zor...” söylemi, Çin’le yakınlaşmada, çok daha rasyonel ve kapsamlı etkileşimlere ihtiyaç duyulduğunu ortaya koyuyor.

İngiltere, bunu yapabilir mi?

Bunun cevabını belki de, sadece iktidar partisi ve başbakan Kramer değil, genel itibarıyla İngiliz siyasetinin ve kurucu aktörlerinin vermesini beklemek gerekiyor.

Değişim

Hatırlayalım, ABD ve Avrupa Birliği, Çin’le ilişkilerinde özellikle on yılı aşkın süre önce, Hong Kong’da yaşanan dev gösteriler sürecindeki politikalar nedeniyle, bu ülkeyi eleştiriye tutuyorlardı.

Çin ulus-devleti sınırları içerisinde özerk yönetimiyle bilinen Hong Kong’da ortaya çıkan insan hakları, özgürlükler konusundaki sorunlar karşısında, neredeyse birlik olan Batı, aynı birlikteliği örneğin ekonomi, küresel siyasal kurumların istikrara kavuşturulması vb. noktalarda ortaya koyamadılar.

Batı’da yaşanan ayrışmanın bugün, Çin’e yansıyan yönüyle bu ülkeye bir kazanım olarak döndüğünü düşünmek mümkün.

Bu nokta, bizi yine, başbakan Kramer’in Pekin ziyaretinin pragmatik bir açılım olup olmadığı sorgulamasına getiriyor.

Öyle anlaşılıyor ki, başta İngiltere olmak üzere Çin’le yakınlaşma süreci yaşayan Fransa, Almanya, Kanada ve Avrupa’nın bazı küçük ülkeleri, ABD başkanı Trump’ın öncülüğünde güdümlenmeye çalışılan sistemik değişim karşısınd, yeni bir küresel yapılaşmanın ipuçlarını vermeye çalışıyorlar.

Bu yaklaşım, olan biteni dikkate alarak ortaya konmuş bir tahmin sadece....

Bunun sağlamasını ancak, önümüzdeki dönemde, yaşanacakları bekleyerek ve rasyonel analizler yaparak anlamak mümkün olacak.

https://guneydoguasyacalismalari.com/tr_tr/batida-acmaz-ve-ingiltere-cinle-yakinlasmasi-the-dilemma-in-the-west-and-britains-rapprochement-with-china/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder