Mehmet Özay 22.02.2026
Bu noktada, bugün Başbakanlık koltuğunda oturan Tarık
Ziya’nın seçimler öncesinde katıldığı bir programda kendisine yöneltilen
sorulardan bazılarına verdiği cevapları yakından incelemekte yarar var.
Bu cevapların hem, seçim öncesi vaatler olması hem de,
bugün iktidarda olan BNP’nin önümüzdeki süreçte neler yapacağına dair ipuçları
taşıması açısından önemli olduğunu söyleyebiliriz.
Bunların başında, başbakan’ın görev süresiyle ilgili...
Ve bu konunun sadece, Tarık Ziya’nın ve BNP’nin değil,
ülkede belki de, kahir ekseriyetin talebi olduğunu söylemek mümkün.
Nihayetinde, 2024 Temmuz ayında başlayan toplumsal
gösterilerin ardında, bir anlamda Halk Partisi (Awami League) ve lideri
Şeyh Hasina’nın on beş yıla varan iktidarı bırakmama arzu ve isteğinin olduğu
biliniyor...
On yıl sınırı ve ‘samimiyet’
Tarık Ziya, başbakanlık görev süresinin iki dönemle yani,
on yılla sınırlandırılmasından yana olduğunu söylüyor...
Buna gerekçe olarak da, on yıllık sürenin ardından, bir
kişinin yani, siyasetçinin artık “samimi” olarak çalışamayacağı kanaatinde
olduğununa dayandırıyor.
Söz konusu bu süre sonrasında “samimi” olmamaya neden ise,
“fiziksel ve zihinsel yıpranmışlığı” bağlıyor...
Bu izah, açıkçası siyaset teorisi açısından pek bir anlam
ifade etmiyor...
Olsa olsa, bireysel psikolojik alandan ele alınıp
değerlendirilebilecek bir izah olduğu hissini uyandırıyor.
Ve de, oldukça sübjektif bir izah...
Bir siyasetçinin, siyaset dünyasındaki performansının, on
yıldan önce samimi olmayacağını kim ve nasıl garanti edebiliyor?
Ya da tam aksine, on yılın ardından yine, bir
siyasetçinin “samimi” olarak siyaset yapmayacağını kim ve nasıl gündeme
getirebiliyor?
Tarık Ziya, bu naif söylemle acaba, on yılı aşkın süre
iktidarda kalan sabık başbakan Şeyh Hasina dönemine ve de bizatihi, Şeyh
Hasina’nın sergilediği performansa mı atıfta bulunuyor...
Bazı ülkelerde, “yüz eskimesi” tabiriyle gündeme
getirilen, siyasette verimsizlik olgusunu, çiçeği burnunda başbakan Ziya
“samimiye” kavramıyla gündeme getirmeye çalışıyor.
Son on yedi yılını İngiltere’de sürgünde geçiren Tarık
Ziya’nın hem, öncesinde ve hem de İngiltere’de bulunduğu dönemde siyasetle
yakından ilgilendiği biliniyor.
En azından, bir Batı Avrupa ülkesinde yaşam sürmüş
olmasından hareketle, Batı ve Doğu siyasal sistemlerini analiz etmeye yetecek
vakte sahip olmasından hareketle, daha ciddi analizler, daha ciddi öneriler ve
söylemler geliştirmesi beklenirdi.
Meselâ, 12 Şubat seçimlerine elli civarında partinin
katılmasının ülkede, ne türden bir siyasal bilinç ve yapılaşmanın olduğunun
dikkatlice ortaya konulması ve incelenmesi gerekiyor.
Ve, elli siyasal partinin ardında, hangi toplumsal
ayrışmaların olduğu ve hangi siyasal düşünceler ve hedeflerin bulunduğu
anlaşılmaya çalışılması lazım.
Bu ve benzeri süreçler gerçekleştirilmediği taktirde, siyasal
partilerde ve siyasal yaşamda ‘mikrolaşma’ anlamına gelen bu durumun sağlıklı
bir siyasal sistem üretmesini beklemek mümkün gözükmüyor.
Siyasal hak, ekonomik bağımsızlık
Başbakan Tarık Ziya’nın, gündeme getirdiği ikinci konu
kapsamı daha da geniş olan bir diğer reform süreciyle ilgili.
Bundan kasıt, halkın veya geniş toplum kesimlerinin
“siyasal hakları” ve “ekonomik bağımsızlıkları”nın sağlanmasına yönelik bir
reform.
Bu iki alanın, birbiriyle ilintisine kuşku yok...
Ve muhtemelen Başbakan Ziya, 2024 eylemlerinin temel
nedeni olan ve Şeyh Hasina hükümetlerine atfedilen “yolsuzluk, ekonomide kötü
yönetim ve giderek artan otoriter rejim” olgularını gizli/açık gündemine
alarak, “siyasal haklar” ve “ekonomik bağımsızlıklar” söylemini ortaya koyuyor.
Yolsuzluk ‘kültürü’
Bangladeş, 1971’den bu yana her iki alanda ne denli
yoksun kaldığını, birbiri ardına yaşadığı darbeler ve siyasal yolsuzluklarla
tanık olmuş durumda.
Bunun en son örneğini, 2024 yılı Temmuz ayındaki
gelişmelerle bizatihi yeniden görmüş olduk.
Başbakan Ziya, şu an itibarıyla iktidarın tek sahibi
olmasından ötürü, reformu yapacak kadroların dolaylı olarak BNP bünyesinden
çıkacağını dile getiriyor doğal olarak.
Söz konusu bu iki alana dair reform söylemi genel itibarıyla,
halkın bu alanlardaki yoksunluklarını oluşturmuyor.
Bunun ötesinde, bu iki alandaki yoksunlukların neden
olduğu “yolsuzluk kültürü”ne dikkat çekiyor Başbakan Ziya...
“Yolsuzluk kültürünü gündemimizden çıkartık atmalıyız”
diyor...
Böylesi bir icraat, hiç kuşku yok ki, sadece Bangladeş
için değil, benzeri ülkeler için de bir model olma imkânı tanıyacaktır...
Ancak, şu var ki, “kültür” haline gelmiş bir olgunun,
davranışın toplumda birdenbire ortadan kalkmayacağı da en azından sosyal
bilimlerin ortaya koyduğu verilerle ortada.
Bu durumda, Başbakan Ziya ve hükümetinin, bu iki alanda
ne türden açılımlar gündeme getireceklerini dinlemek gerekiyor.
Aynı konuşmasında, başbakan bu noktada kısmen de olsa,
bir izah getirmeye çalışmış.
Bu çerçevede, Yolsuzluklarla Mücadele Kurumu’na (ACC)
atıfta bulunuyor ve “bizim dönemimizde, -muhtemelen 2001-2006 dönemine atıfta
bulunuyor, “bu kurum, hükümetten
bağımsız hareket eden bir yapıldı. Ancak, önceki otokrat hükümet
döneminde” -yani Şeyh Hasina’nın on yılı aşan iktidarına atıf yapıyor-,
“yapılan yasal düzenlemeyle yolsuzlukla mücadelede eyleme geçilmesi kararı
hükümetin iznine bağlı hale getirildi” diyor...
Oysa, daha önceki bir yazıda da dile getirmiştim, bazı
siyasi gözlemciler, 2001-2006 döneminde iktidar olan BNP yönetimine mensup üst
düzey liderlerin, bürokratların yolsuzluk suçlamalarıyla daha sonra yasal
süreçlere konu olduklarını hatırlatıyorlar.
Evet, aradan geçen süre zarfında BNP olan bitenden ders
almış ve hükümete yeni bir siyaset yapma ve yönetim biçimi getirmeyi düşünüyor
olabilir.
Ve hiç kuşku yok ki, Bangladeş siyaseti ve toplumu için
böylesi bir gelişme hayırlı olacaktır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder