9 Mart 2020 Pazartesi

Malezya’da ‘Ulusal İttifak’ kabinesi açıklandı / Cabinet of the National Front is ready


Mehmet Özay                                                                                                                        09.03.2020

foto:malaymail.com
Malezya’da bir süredir yaşanan siyasi kaosun ardından Ulusal İttifak adı verilen koalisyonun oluşturduğu hükümet bugün ilân edildi...

Pek çok aktörün, iki haftalık kısa bir süreye sığan, ancak pek çok aktörün işin içinde olduğu, değişik tarihlerde farklı gelişmelerin ortaya çıktığı, eski ittifakların bozulup yenilerinin oluştuğu, çiçeği burnunda partilerin içinde hengâmelerin yaşandığı, yolsuzluktan mahkeme süreçleri sürenlerin yüzlerini tebessümlerin kapladığı, ülkeyi 21. yüzyılda hak ettiği siyasal ve toplumsal reformlara kavuşturmayı amaçlayanların sukût-u hayale uğradıkları vb. süreçlere konu olan ve tarihe ihanetlerle geçecek olan bir süreç geride kalmış oldu.

Dr. Mahathir Muhammed’in 24 Şubat günü başbakanlıktan ve ardından başında bulunduğu Yerli Birlik Partisi’nden (Parti Pribumi Bersatu) istifasıyla gelişme gösteren siyasi krizin ardından böylece yeni kabine kurulmuş oldu.

Bu gelişme, 2018 yılı Mayıs ayında yapılan genel seçimlerin ardından Birleşik Malay Ulusal Organizasyonu’nun  (UMNO) ana gövdesini oluşturan Ulusal Cephe koalisyonunun 60 yıllık iktidarını deviren Umut koalisyonunun oluşturduğu hükümetin daha iki yılı dolmadan tasfiyesi anlamına geliyor.

Hiç kuşku yok ki, halkın seçtiği meşru hükümete karşı bazı siyasi partilerin ve hiziplerin içiçe geçen çoklu teşebbüsleriyle gerçekleşen ve içinde ve/ya arkasında farklı aktörlerin ve kurumlarında olduğu anlaşılan girişim bir sivil darbe olarak adlandırılmayı hak ediyor.

29 Şubat’ta federal sultan tarafından başbakan olarak atanan ve 1 Mart günü resmen başbakan olarak ülke siyasi tarihine geçen Muhyiddin Yasin, bugün öğleden sonra yeni kabineyi açıkladı. Muhyiddin Yasin’in televizyonlarda canlı yayınlanan açıklamasında, “işlevsel kabine” olarak adlandırdığı yeni kabinede, farklı siyasi grupların yanı sıra, bazı teknokratların da görev aldığı gözleniyor.

Temiz kabine

Yeni kabine için kullanılan bir başka tanımlama ise “temiz kabine”!...

Muhyiddin Yasin, bu kavramı geçen hafta yaptığı konuşmada dile getirmişti. Bu kavramla meşrulaştırılmak istenen meşru olmayan bir süreç... Halk iradesine karşı girişilen darbe sonrası halkın meydanlara dökülmemesi için ortaya atılan “işte yeni bir temiz hükümet” sloganı...

Aynı konuşmada, yeni kurulacak hükümette, haklarında yolsuzluk davaları süren eski başbakan ve UMNO eski başkanı Necib Rezzak, şu anki UMNO başkanı Ahmed Zahid Hamidi ve partinin genel sekreteri Adnan Mansor’un kabinede yer almayacağına işaret etmişti. Bugün açıklanan kabineye bakıldığında, Muhyiddin Yasin’in en azından şimdilik bu sözünü tuttuğu anlaşılıyor.

Kabine’de tahmin edileceği üzere bir önceki hükümetin devrilmesinde rol alan ana aktörler görmek mümkün. Bunlar arasında, başbakanlık mevkiinde bulunan Muhyiddin Yasin’in dışında, PKR’dan ihraç edilen Azmin Ali, Zuraidah Kamaruddin ile UMNO’dan Hişamüddin Hüseyin Onn dikkat çeken isimler arasında bulunuyor.

Hem UMNO, hem Malezya İslam Partisi’nin (PAS) talip olduğu başbakan yardımcılığı görevine kimse getirilmezken, kabinede dört yeni koordinasyon bakanlığı kurulmak suretiyle ittifak yapısı içindeki bakanlık dağılımı sorunu şimdilik aşılmış gözüküyor.

İktidar değişikliğinin ardından bugün yeni hükümet kurulurken, muhalefette yer alan PKR, DAP ve Amanah ise son birkaç haftadır devam eden demokrasi karşıtı gelişmeleri halka anlatmak için yeni stratejiler geliştirme peşinde.

Güvenoyu olmayan hükümet

Gelişmeleri uzaktan izleyenler için, Şubat ayının son haftasında ortaya çıkan hızlı süreçler daha henüz tüm netliğiyle anlaşılmamışken, Malezya yeni bir hükümetin varlığı ile yüzleşiyor.

Buna rağmen, ülkenin 8. başbakanının ve kurduğu kabinenin halkın güvenoyu almadan göreve başlaması hiç kuşku yok ki, ülke demokrasisi için önemli bir sürece işaret ediyor.

Bu yüzleşme, federal meclisten onay almamış bir başbakan ve onay almamış bir kabine anlamına geliyor. Bugün ilân edilen yeni kabinenin varlığı bile, Şubat ayı sonlarındaki yaşananların halen ne denli muğlak ve halk iradesine muhalif bir durum arz ettiğini ortaya koyuyor.

Muhyiddin Yasin’in federal sultan tarafından başbakan olarak atanmasının ardından, muhalefetin hedefi söz verildiği üzere 9 Mart’ta, yani bugün federal meclisin toplanarak başbakanın güven oylamasının yapılması yönündeydi.

Ancak böyle bir gündemin gerçekleşmeyeceği, geçen hafta Muhyiddin Yasin’in federal meclisin Mayıs ayında toplanacağını ilân etmesiyle kesinlik kazanmış oldu.

Kabinedeki isimler

Yaşanan sivil darbenin mimarlarından gösterilen Azmin Ali, yeni hükümette hem ekonomiden sorumlu bakan hem de uluslararası ticaret ve endüstri bakanlığından sorumlu olarak yer alıyor. Kabinenin diğer üç koordinasyon bakanı ise şöyle: savunma bakanlığından sorumlu UMNO’dan İsmail Sabri Yakup; çalışma bakanlığından sorumlu Birleşik Saravak Partisi’nden Fadillah Yusuf ve eğitim bakanlığından sorumlu Bersatu’dan Mohd. Razdi Md. Jidin.

UMNO’dan Hişamüddin Hüseyin Onn ise dışişleri bakanı olarak yer alıyor. Maliye bakanlığına, ASEAN bölgesinde faaliyet gösteren Malezya merkezli CIMB Bankası’nın ceosu Zafrul Abdul Aziz; sağlık bakanlığına UMNO’dan Dr. Adham Baba; bilim ve teknoloji bakanlığına UMNO’dan Khairy Jamaluddin; Malezya Çin Partisi (MCA) başkanı Wee Ka Siong laştırma bakanlığı’na PKR’dan ihraç edilen bir diğer isim Zuraidah Kamaruddin ise emlak ve yerel hükümetler bakanlığı’na getirildi.

Yüksek öğretim ve ulusal birlik adıyla iki yeni bakanlık oluşturulurken, bunların başına UMNO’dan Noraini Ahmad ve Halimah Mohamed Sadique getirildi. Kabinede PAS’tan tek isim ise çevre bakanlığına gteirilen parti genel başkan yardımcısı Tuan İbrahim Tuan Mat oldu. Federal bölge eski müftüsü Dr. Zülkifli Mohamad al-Bakri ise başbakanlığa bağlı din işleri bakan oldu. Böylece ilk defa bir müftü kabineye girmiş oldu.

PKR’dan ihraç edilenler kabinede

Azmin Ali’nin başını çektiği ve içinde 10 milletvekilinin bulunduğu hizbin PKR’dan ihraç edilmesinin ardından henüz yeni bir parti kurma girişimi söz konusu olmadığı veya mevcut partiler içinden birine geçmediği görülüyor. Bu durumda, Azmin Ali ve Zuraidah Kamaruddin bağımsız milletvekili statüsüyle bakanlık görevlerine atanmış durumdalar.

Bu gelişme, aynı zamanda, uzun yıllar beraber oldukları reformcu PKR’a karşı işledikleri siyasi teşebbüslerin karşılığını aldıklarını gösteriyor.

Kabine kompozisyonuna bakıldığında, açıkçası, Ulusal İttifak kanadındaki ayrışmanın daha şimdiden ortada olduğu söylenebilir.

Olağanüstü koşullarda kurulan bu yeni kabine, bazı yenilikleri de beraberinde getiriyor. Örneğin, UMNO ve PAS içinde başbakan yardımcılığına kapmak için yapılan büyük çekişmeye karşılık, başbakan Muhyiddin Yasin başbakan yardımcısı atamak yerine, dört koordinasyon bakanı atayarak şimdilik dizginleri elinde tuttuğunu gösteriyor.

UMNO ve PAS’dan bu dört bakanlığa herhangi bir önemli ismin getirilmemiş olması da, sürecin şimdilik Başbakan Muhiddin Yasin’in yönetiminde gideceğini ortaya koyuyor.

Bu durum, Ulusal İttifak yapısı içerisinde siyasi ayrışmanın ve farklılaşmanın olduğunun bir göstergesi. Tarafların şimdilik başbakan yardımcılığından feragat ettikleri ifade edilse de, yeni hükümette kimin sözünün geçeceğini önümüzdeki günlerdeki icraatlar ortaya koyacak.

Özellikle, Mayıs ayında yapılacak federal meclis oturumlarında güvenoyuna sıra geldiğinde kabinenin bazı değişimlere konu olacağı tahmin edilebilir.

Meşruiyet krizi mi?

Şubat ayının son haftasında yaşanan sivil darbenin ardından, Muhyiddin Yasin’in nasıl olup da başbakanlık koltuğuna oturduğu sorusu önemli.

Dr. Mahathir Muhammed’in başbakanlıktan istifası ile yeni bir koalisyon kurulacağı belliydi. Ancak bunun Dr. Mahathir’i devre dışı bırakılarak yapılması, yukarıda dikkat çektiğimiz üzere iç içe geçen ihanetler zincirinin parçalarını doğru okumakla mümkün.

O günlerde halen kurucusu olduğu Bersatu’nun başında bulunan Dr. Mahathir’in, kurmayı hedeflediği birlik hükümeti için parti başkanlığından da istifa etmesi Muhyiddin Yasin tarafından değerlendirilen bir fırsat oldu. Ya da zaten bunun öncesinde Dr. Mahathir’in istifasına giden süreçte onun dışta bırakılacağına birileri çoktan karar vermişti...

Federal sultan tarafından önce geçici başbakan olarak atanan Dr. Mahathir Muhammed, sadece birkaç gün sonra Bersatu’da yardımcısı konumundaki Muhyiddin Yasin’in yine aynı federal sultan tarafından başbakanlığına atanmasına karşı çıkması Bersatu içinde yaşanan kargaşayı ayyuka çıkarıyordu.

Dr. Mahathir Muhammed’in başbakanlığında kurulan hükümette iç işleri bakanı olarak görev yapan Muhyiddin Yasin’in başbakan olarak atanması başta Dr. Mahathir olmak üzere herkesi şaşırtmıştı.

Bu gelişme hiç kuşku yok ki, Dr. Mahathir tarafından kendisine karşı bir komplo kurulduğu yönünde bir düşüncenin ortaya çıkmasına neden oldu ki, zaten “Muhyiddin Yasin ihanet etti” ifadesini de bu süreçte gündeme getirdi.

Yeni kabinenin oluşmasından birkaç gün önce, yani geçtiğimiz hafta sonu Dr. Mahathir, Muhyiddin Yasin’in görüşme talebini geri çevirdiğini açıkladı. Bu iki ismin halen Bersatu içinde birarada yer almalarına rağmen, bu koşullarda bunun sürdürülebilirliğinden bahsetmek mümkün değil. Dr. Mahathir’in yeni bir hamlesinin gelmekte olduğunu düşünmek için pek çok neden var.

Bırakın son 20 yıldaki gelişmeleri, son bir hafta içinde olan bitenler bize “ihanet sosyolojisi” adıyla yeni bir bilim dalının oluşması için kafi miktarda veri sağlıyor. “İhanet sosyolojisi” yaklaşımını abartılı bulanlar içinse, en azından siyaset bilimi bölümlerinde “ihanet teorisi” adıyla bir teori geliştirmek için yeterli bulguların olduğuna şüphe bulunmuyor.

Malezya siyaset arenasında tüm bu olup bitenler hiç kuşku yok ki, ‘siyasi ahlak nedir?’ sorusunun bir kez daha sorulmasını gerektiriyor. Ancak bu soruya verilecek cevapların, tekrara tekabül eden taraflarının olması, hiç kuşku yok ki, önceki süreçlerin yinelenmekte olduğu anlamı taşıyor.


5 Mart 2020 Perşembe

Araştırma olgusu ve araştırma üniversitesi hakkında bazı görüşler III / Some Issues about research phenomenon and research university III


Mehmet Özay                                                                                                                         05.02.2020

Araştırma üniversitesinın varlığı ve etkinliği, konvansiyonel yüksek öğretim kurumlarından ayrıştığı noktaların kesin olarak belirlenmesiyle ancak farklılığını ortaya koyabilir.

Araştırma olgusunun temelde bir düşünce süreci olduğu konusunun göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Nihayetinde gündelik yaşam içerisinde bireylerin rutinleşen eylemler dizisi içerisinde ortaya koydukları araştırma ile konumuzun özünü teşkil eden kurumsal araştırma ile akademi kurumlarındaki araştırmanın yapısal farklılığı oldukça aşikârdır.

Akademi kurumlarında araştırmanın öznesi konumundaki akademisyen-araştırmacı, iç içe geçmiş süreçler boyunca en etkin olduğu ve araştırmasına yön ve sonuç kazandıracak olan alanın, düşünme ve düşünce sürece olduğu konusunun anlaşılıp anlaşılmadığı hususu ciddiyetle ele alınmayı beklemektedir.

Araştırma olgusu ve eylemini akademi dünyasındaki diğer eylemler dizisi ile karşılaştırmak, onlara eklemlenmiş bir süreçmiş gibi algılamak ve politikaları bu yanlış algı üzerine bina etmek araştırmanın oluşturduğu yapısallıkları çözen, dağıtan, anlamsızlaştıran boyutların ortaya çıkmasına neden olacak güçtedir.

Araştırmanın bizatihi kendisinin iç içe geçen düşünceler bütünü ve bu bütünü oluşturan ara katmanların bütünün oluşmasındaki rolü birbirinden bağımsız ele alınamayacak önemdedir. Ancak tüm bu süreçleri bir arada ele almaya sevk eden ve bu bütünün anlamlı ve kendinde bir varlık olarak ortaya çıkmasına neden olan ise düşünce ediminin sürekliliğidir.

Burada kısa bir karşılaştırma ile ne demek istediğimizi örneklendirmekte fayda var. Kampüs yaşamına henüz yeni adım atmış bireylerin eğitim öğretim faaliyeti ile gerçekleştiği var sayılan bilgi edinme süreçlerinde araştırma olgusunun nasıl ortaya çıkmakta olduğuna dair gözlemler önemlidir. Araştırmayı, diyelim ki, konvansiyonel olarak kaynakların bulunduğu bir kütüphaneyi fiziki olarak ziyaret edip, ilgili eserlerden yapılan bir dizi aktarımların, araştırma nispetinde olduğu varsayımı bu bireylerin temel yanılsamalarından biridir.
......
Üniversite kurumunda rol alan ve işlev gören eğitimci kadronun hiç kuşku yok ki, bireysel akademik kariyerlerinin gelişim süreçlerinde kendilerinden beklenen akademik çabanın bir yanıyla araştırmaya uğraşıyla bağlantısı yadsınamaz. Bu noktada, yüksek lisans, doktora gibi süreçlerde araştırmaya konu olan alanların tamamlanmasıyla ortaya çıkan ‘akademik’, ‘bilimsel’ ürünlerin kanıtladığı şekilde, kişilerin unvanlar almasıyla kendilerine üniversite ortamında bir yer edinmektedir.

Akademisyenlerin kariyer bu süreçlerinde, araştırmanın neye tekabül ettiğine dair ipuçları veren bazı olgulara rastlanmaktadır. Normal şartlar altında yüksek lisans, doktora hazırlıkları ve tez yazımlarından amaç, bir ‘iddia’dan hareket ederek ortaya bir ‘tez’ koymak ve bunu savunmaktır. Bu nedenle, bu süreçlerin bizatihi araştırmanın ve bunun vazgeçilmez ögesi olan düşünce süreçlerine bağlılığı ortadadır.

Burada sorun şu ki, söz konusu bu iki temel sürecin ardından gelmesi beklenen diğer akademik kazanımlar -diyelim ki, doçentlik ve profesörlük süreçleri- zamana yayılabilir ve ihtimaller dahilinde gerçekleştirilebilir performanslarla ortaya konulabilmektedir. Ancak bunun bir zorunluluk arz etmediği de gözlemler bağlamında bir gerçeklik payı taşımaktadır. Bununla söylemek istediğimiz, üniversitede bir akademik unvan ve kariyer sahibi olmanın, araştırma temelinde yükselen bir vechesi olmakla birlikte, araştırma olgusunun sürdürülebilirliği konusunda farklılaşmaların ortaya çıktığı hususudur.

Aslında tam da bu nokta, bilgi üretim süreci adı verilen yapının sağlıklı bir şekilde sürdürülebilirliğine yönelik alt yapının oluştuğu varsayımıyla, bir devamlılığın hasıl olacağı düşüncesinin neden olduğu bir tür yadsınmışlık ve kanıksanmışlık halinin ortaya çıktığına işaret etmektedir. Bu kanıksanmışlık hali, çeşitli nedenlerle üretim sürecinin dışına çıkılmasına, bir meslek örgüsü içerisinde sınırlı-dar kalıplarla hareket edilmesine ve uzun yıllar böylesi bir yoğunlaşmaya konu olmasıyla tezahür etmektedir.

Akademisyen olmaya aday bireyin, yukarıda dikkat çekilen süreçleri ‘başarı’ ile geçmesi ve ilgili akademik unvanları kazanmasının ardından, ‘mesleki rehavet’ kavramıyla izah edilebilecek durum, aslında araştırma sürecinin bitişi ile farklı bir sürece geçişin izlerini taşımaktadır. Bu yeni süreç, artık adına öğreticilik mesleği denilen ve ilgili kurumu, ‘yüksek lise’ olmaya yönlendirilen ve hatta zorlayan üniversite ortamında gündeme gelen öğreticilik faaliyetidir.

Bu bağlamda, bir kurum olarak üniversitenin bilgi üretim merkezi olduğu varsayımı doğruluk payı taşımakla birlikte, bölgesel, ulusal, eğitim yapılaşması, nüfus vb. özellikler çerçevesinde üniversite kurumunun bir ‘yüksek lise’ konumuna gelip dayanması da, kimi ülkeler özelinde gözlemlendiği üzere bir gerçeklik payı taşımaktadır.

Konvansiyonel üniversitelerin ‘yüksek lise’ bağlamına oturmasının küçümsenir bir yanı olmadığını da ifade etmek gerekir. Bununla birlikte, bu kurumsal yapının ne gibi toplumsal sorunlara karşılık gelen cevaplar verdiğini de sorgulamak gerekmektedir. Örneğin, günün getirdiği ulusal ve küresel kalkınma süreçlerinde ihtiyaç duyulan iş gücünü oluşturacak kitlelerin ortaya çıkarılmasının bir yolu olarak yüksek öğretimin bir kanadının daha fazla işlev gördüğü gizli/açık ortada durmaktadır.

Bu noktada, kalkınmacı modernleşmelere konu olan ülkelerde gözlemlendiği üzere, ‘yüksek lise’ ile ara iş gücü denilen ve çok farklı alanlardaki iş gücünün yetişmesinde işlevsel olan teknik yüksek okulların varlığı çok daha işlevsel bir halde karşılık bulduğunu unutmamak gerekir.
.....
Bu noktada kısaca bürokratikleşmeye göz atmakta fayda var. En azından modern döneme damgasını vuran bürokratikleşme olgusunu kavramsal düzeyde ortaya koyan Max Weber’den bu yana, bürokrasinin eleştirel bir değerlendirilmeye tabi tutulduğu ortadadır.

Adına gelişmiş liberal ülkeler denilen yapılarda toplum-birey ile yönetim çevreleri ve bürokrasi arasındaki ilişkinin, bireyin sorunlarını anlama ve çözme süreçlerinde mesafe kat etme konusunda sergilenen çalışmalar hiç kuşku yok ki, diğer ülkeler tarafından önce gözleme tabi tutulmuş ve ardından bir uygulama alanı olarak karşılık bulmuştur. Tabii, tıpkı diğer modernleşme süreçlerinde olduğu gibi sancılı, sorunlu olan ve temelde taklit özelliği dikkat çeken bu yapılaşmanın asli unsuru, devleti temsil ettiği iddiasındaki bürokrasi üzerinden devlet ile kurulan ilişkide bireyin rahatını ve memnuniyetini sağlamaktır.

Yüksek öğretim kurumları da bu bürokratikleşmeden nasibini hayli alan kurumlar olarak dikkat çekmektedir. Aradan geçen uzun süreçlere rağmen, bazı ülkelerde bürokrasinin ağırlığını hissettirmeye devam etmesi, yüksek öğretim kurumlarının da bu süreçte eleştirel bir gözle ele alınmasına neden olmuştur.

Temelde, adına devlet denilen kurum yapılaşma olarak bürokrasiye dayanmakla birlikte, özellikle yüksek öğretim gibi belli başlı kurumların işlerlik ve verimlilik noktasında karşı karşıya kaldıkları sorunların başında hiç kuşku yok ki, çalışanlarına, müşterilerine sunulan hizmet ve ilişkiler ağını bürokratik zorunluluklarla örme, aslında kontrol mekanizmasının bir unsuru olarak tezahür etmektedir.

Ancak genelde yüksek öğretim kurumlarının, özelde araştırma kurumlarının tipik bir bürokratik mekanizmaya dahil edilmesinin amaçlar ve hedefler noktasında üretim kaybına yol açtığının göz ardı edildiği olgusu yabana atılacak bir konu değildir.

Max Weber’ bir çalışmasında, o dönem Almanya akademi geleneğinde genç akademisyenlerin ‘ikincil’ dersler vermeleri sayesinde bilimsel çalışmaya daha fazla vakit ayırabildiklerini söylemektedir. Bu durum, konvansiyonel yüksek öğretim kurumlarındaki mevcut durumla kuvvetle muhtemel benzerlik göstermektedir.

Ancak araştırma üniversitesi ‘birincil/ikincil’ ayrımına gitmeden, adına araştırmacı denilen grubun faaliyetlerinin odağına bütüncül bir anlamda araştırmayı almasından daha doğal bir durum olamaz. Kaldı ki, başka yerlerde de dile getirildiği üzere, araştırma öncülüğünde bir öğretim faaliyetinden edinilecek birikimin öğrenci grubunda oluşturacağı motivasyon, verim, tecrübe ve hatta ekonomik anlamda kazanımlar küçümsenmemesi gereken hususlardır.

Bu nedenledir ki, konvansiyonel üniversitelerden ayrışmanın ürünü olarak araştırma üniversitelerinin varlığı, bizatihi araştırmayı doğal ve sürdürülebilir bir eylem alanı kılmasıyla anlamlı bir hale gelmektedir.


3 Mart 2020 Salı

Malezya siyasetinde sivil darbe ve gelişmeler / Civil coup and other issues in Malaysian politics

Mehmet Özay                                                                                                             03.02.2020

foto:straitstimes.com
Malezya’da hükümete yönelik sivil darbenin ardından Muhyiddin Yasin, Ulusal İttifak adı verilen koalisyonun başbakanı olarak görev başında.

23 Şubat’tan itibaren Malezya siyasetinde kırılmalar, kopuşlar ve yeniden oluşumlar şeklinde yaşanan değişimler birbiri ardına gelişme gösteriyor. Bununla birlikte, olan bitenin hiç kuşku yok ki, geniş halk kesimlerinde demokratikleşme ve reform sürecine olan inancın zedelenmesine neden oluyor.

Bir haftalık icraat

2018 yılı Mayıs ayındaki 14. genel seçimler sonrasında iktidara gelen Umut Koalisyonu başbakanı Dr. Mahathir Muhammed’in görevinden istifası ve ardından partisi Yerli Birlik Partisi’nin (Parti Pribumi Bersatu) söz konusu koalisyondan ayrılması; istifasından sadece birkaç gün sonra Federal Sultan tarafından bu sefer geçici başbakan olarak atanması; aynı hafta içerisinde Federal Sultan’ın meclisin neredeyse yarısıyla yüz yüze görüşmesi ve nihayet federal sultanın Bersatu’nun başkan yardımcısı Muhyiddin Yasin’i başbakan olarak ataması... Tüm bunlar sadece bir hafta içinde olması Malezya siyasetinin ne kadar dinamik unsurlar taşıdığının delili kabul edilmeli.

Aslında tüm bu süreçlerin gerçekleştirilmesinin ne denli siyasi marifet gerektirdiği düşünüldüğünde, Malezyalı siyasetçilerin ve aynı zamanda federal sultanın işlerinde mahir olduklarını söylemek bile mümkün.

Bir başka vecheden bakıldığında, istifalar ve birbiri ardına başbakan atamaların bu kısa sürede gerçekleşmesi, ülke sevgisinden ve halka karşı beslenen sorumluluktan ötürü siyasi krizi bir an önce çözme iradesi bağlamında sergilendiği şeklinde de değerlendirilebilir.

Bu iyi niyetli değerlendirmelere haklılık verilebilirse de, bu gelişmelere neden olan husus, aslında, tam da bu krizi çıkaranlar üzerinden krizin çözülmesi yönündeki sergilenen çabaların siyasi ahlak ve rasyonel eylemle çeliştiğini söylemek gerekiyor.

Şu anda Muhyiddin Yasin, federal meclisin onayını almadan başbakanlık makamında bulunuyor. Kamuoyuyla paylaşılmayan listeler üzerinden kendisine meclisteki milletvekillerinin kahir ekseriyetinin destek verdiği iddiası üzerine başbakanlık koltuğunda oturan bir siyasetçi ile karşı karşıyayız. Öte yandan, ülkenin federal bir idareye konu olması nedeniyle, bazı eyaletlerde bir önceki iktidar döneminin meşru yöneticilerinin değiştirilmesi süreci de başlamış durumda.

23 Şubat sivil darbesi

23 Şubat’ta ansızın denmese bile, iktidarı oluşturan siyasi unsurlar arasında var olan krizin yol açtığı kopuş ihanet kavramıyla tanımlanırken, ihanetlerin birbiri ardına gelmesi aslında siyasal ve toplumsal karmaşanın en iyi göstergesidir.

Nedir bu ihanetler diye sorulacak olursa sadece öne çıkanları hesaba katarak şunları saymak mümkün: Halkın Adaleti Partisi (Partai Keadilan Rakyat-PKR) içinde başkan yardımcısı ve ekonomi bakanı Azmin Ali’nin parti başkanı ve koalisyon hükümetinin doğal lideri Enver İbrahim’e; Bersatu içinde başkan yardımcısı Muhyiddin Yasin’in başkan Dr. Mahathir Muhammed’e ihaneti ilk sırada zikredilmesi gerekenler. Gerek federal mecliste gerekse eyalet meclislerindeki gelişmeler ise işin cabası...
Bu sürece hiç kuşku yok ki, Dr. Mahathir’in Umut Koalisyonu iktidarından ayrılışının hem koalisyona ve hem de 2018 yılında bu iktidarı seçen halka ve demokratik temellere yönelik bir tür ihaneti içerip içermediğini de eklemek gerekiyor.

Bu ihanetler zincirlerinin bir anlamda teyidi olacak açıklamaların süreçte karşımıza çıktığını görüyoruz. Bunlardan bir kısmı bu gelişmeleri eleştirirken bazılarının da ihanetlere neredeyse meşrulaştırma işlevi gördüğü anlaşılıyor.

Bir önceki hükümette Gençlik ve Spor Bakanı olan ve Bersatu’nun gençlik kolları başkanı Seyyid Saddiq’ın Muhyiddin Yasin’in eski partisi Birleşik Malay Ulusal Organizasyonu (UMNO) ile işbirliğini kastederek, “ben yolsuzluklara bulaşanlarla birlikte siyaset yapmam”; PKR ve Demokratik Eylem Partisi’ne (DAP) mensup siyasetçilerin, “Muhyiddin Yasin’in federal mecliste çoğunluğa sahip değil”; Malezya İslam Partisi (Partai-Islam Se-Malaysia-PAS) lideri Hadi Awang’ın, “Muhyiddin Yasin’in federal meclisten onay almasına gerek yok”; ‘Temiz Seçim Hareketi’ (Bersih) eski lideri ve avukat Ambiga Sreenevasaan’ın, başbakan olarak atanan Muhyiddin Yasin’in meclis desteği olup olmadığının kesinleştirilmesi amacıyla “demokratik teamüllerin bir gereği olarak federal meclisi acilen toplanmalıdır” çağrısı dahil bu yöndeki tüm açıklamalar, olan bitenler hakkında bir fikir verirken, sağduyu sahiplerinin siyasi vicdanlarına da dokunan ifadeler.

İç faktörler ve dış müdahaleler

Ülkede yolsuzluklarla mücadelede, merkez ve yerel yönetimlerde, çok etnikli ve çok dinli toplumsal yapıda çatışmaları önlemeye yönelik toplumsal içerikli reform çalışmaları vb. alanlarda değişimlerle gündeme gelen Umut Koalisyonu iktidarının sonlandırılmış olması sadece ülke içi dengelerle mi anlaşılmalıdır?

Yoksa sadece iki ay önce, yani 2019 yılı sonunda Kuala Lumpur Zirvesi’ne ev sahipliği yapmış bir ülkede böylesine önemli bir uluslararası etkinliği düzenleyen iktidarın  ortadan kaldırılması uluslararası bir nedeni bulunmakta mıdır?

İkinci soruyla ilgili şu kadarını söylemekte fayda var. Yüzyılın yolsuzluk skandalı olarak anılan 1 Malezya Kalkınma Fonu’yla (1MDB) ilgili gelişmelerin uluslararası boyutunda, bazı körfez ülkelerinin işin içinde olması ulusal siyasette yaşanan sivil darbenin bir nedeni olabilir mi?  Bu soru üzerindeki tartışmaları şimdilik bir yana bırakıp, biz birinci soruyla ilgili görüşlerimizi paylaşalım.

23 Şubat’ta PKR içinde parti genel başkan yardımcılarından ve dönemin ekonomi bakanı Azmin Ali’nin UMNO’nun önde gelen isimleriyle yaptığı görüşmenin Umut Koalisyonu iktidarını düşürmeye yönelik olduğu artık anlaşılmış durumda. Bu girişimin hedefe ulaşabilmesi için başbakan Dr. Mahathir’in ikna edilmesi kritik noktayı oluşturuyordu.

Dr. Mahathir 2016 yılından bu yana UMNO karşıtı duruşu ve yolsuzluklarla mücadelede bu partinin önde gelen isimlerinin yargı sürecine bakışı ortadayken, nasıl olup da Umut Koalisyonu iktidarını oluşturan bloğa mensup bir başbakan olarak görevinden edip, partisi Bersatu’nun bu koalisyondan ayrılmasına izin verdiği sorgulanmaya değer. Dr. Mahathir’in içine düştüğü bu durum, siyasi ahlâk ve rasyonel düşüncenin yadsınması olduğu aşikâr olan bu girişim olsa olsa basiretsizlikle tanımlanabilir.

Enver’siz iktidar arayışları
Burada hatırlanması gereken husus 23 Şubat sivil darbe girişiminin bir nüve değil bir sonuç olduğudur. Son bir yıldır, Umut Koalisyonu iktidarında Başbakanlığın Dr. Mahathir’den Enver İbrahim’e devri konusunda yaşanan tartışmalara bakmak gerekiyor.

Bu dönemde, Dr. Mahathir, bir önceki UMNO iktidarında yaşanan yolsuzluklar nedeniyle ülke ekonomisinin içinde bulunduğu olumsuzluğun aşılmasının ancak kendisi vasıtasıyla olabileceği yönündeki söyleminin bir karşılığı olduğu düşünülebilir.

Ancak, 2018 Mayıs seçimleri öncesinde koalisyon ortakları arasında alınan kararın siyasi niteliğinin de bir o kadar önemli olduğu dikkatlerden kaçırılmamalıdır. Kendisine yönelik girişimleri sezen Enver İbrahim, Dr. Mahathir’in başbakanlıktan ayrılması halinde dahi ona kabinede senyor bakan, -tıpkı bir dönem Singapur’da Lee Kuan Yew için oluşturulan bakanlık- olarak yer vereceklerini açıklamıştı.

Bu süreçte Dr. Mahathir’in süreci giderek zorlaştırmasında siyasi gücü elden bırakmama kararı değil, bunun ötesinde ekonomi bakanı Azmin Ali’yi Enver İbrahim’e karşı bir rakip olarak çıkarma girişimidir.

Dr. Mahathir, Azmin Ali adını kendi siyasi amacı için bir manivela olarak kullanmak istemiş olabilir. Ancak 23 Şubat sürecinin aktörünün Azmin Ali olduğu artık ortadayken, bu gelişme olsa olsa yine Dr. Mahathir’in basiretsizlikle karşı karşıya kaldığına işaret eder.

Şayet Dr. Mahathir gerçekten Azmin Ali’nin kendisinden sonra başbakan olacağına inanıyor ve bu yönde bir siyasi irade sergiliyor ise, Azmin Ali’nin hangi meclis desteğiyle başbakanlığa seçileceği sorusunu sormak gerekiyor.

Umut Koalisyonu iktidarını oluşturan siyasi partiler yani PKR, DAP ve Amanah içinden Azmin Ali’ye destek olmadığı ortadaydı. Bu durumda, Azmin Ali’nin yakın gelecekte başbakan olmasının tek şartı UMNO ve PAS temelli siyasi yapı üzerinden gerçekleştirilebileceğidir. Bu durum bile, Dr. Mahathir’in Umut Koalisyonuyla mı, yoksa yolsuzlukları neden gösterip istifa ettiği UMNO -ve bu partiye eklemlenmiş PAS- ile mi siyaset yapacağı konusunda arada kaldığına işaret ediyor.

Evet, Dr. Mahathir 94 yaşında... Yaşının getirdiği bir takım zaafiyetler ve farklılıklar olabilir. Ancak ülkenin başbakanı olmaya layık görülmesi, yukarıda zikredilen süreçleri hakkıyla yönetebileceğini akla getiriyor. Bununla birlikte, ortaya koyduğu eylemler silsilesinin niyetlenilmemiş sonuçlar doğurduğu artık çok net bir şekilde ortada durduğu da bir başka gerçek.

Dr. Mahathir artık ne başbakan, ne Bersatu’nun başkanı, ne de Umut Koalisyonu’nun bir üyesi. 23 Şubat sürecinin en çok yıprattığı isim Dr. Mahathir. Eski siyasi rakiplerin yan yana gelebilmesinin çok kolay olduğu, siyasi ahlâkın son derece dejenere olduğu bir ortamda yeni sürprizler beklenebilir. Açıkçası olan biten artık sürpriz de değil. Sadece hangi siyasetçinin veya siyasi hizbin ne tür bir siyasi kurnazlık ve çıkar ilişkileri ile mevcut siyasete yön vereceğiyle bağlantılı bir durum.

Şu an başbakanlık görevini üstlenen Muhyiddin Yasin’in hükümeti oluşturması, ancak federal mecliste yapılacak toplantılarla kesinlik kazanacak. İki rakip koalisyon içerisinde sayısal desteğin değişebileceğini göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu nedenle, Malezya siyasetinde çok kısa sürede yeni gelişmeler beklenebilir.

https://www.dunyabulteni.net/makale-yorum-1/malezya-siyasetinde-sivil-darbe-ve-gelismeler-mehmet-ozay-h461238.html

27 Şubat 2020 Perşembe

Malezya’da geçici hükümet mi erken seçim mi? / Possibility of an interim government or snap elections in Malaysia?


Mehmet Özay                                                                                                              27.02.2020

foto: malaysiakini.com
Malezya’da geçen hafta sonundan bu yana yaşanan gelişmelerde, neredeyse tüm siyasi partilerin destek verdiği lider Dr. Mahathir Muhammed olduğu yapılan açıklamalarla netleşmiş durumda.

Dr. Mahathir hafta başında bizzat kendisi, parti ayrımı gözetmeksizin birlik çağrısında bulunurken, “parlamentodaki siyasi partilerin kendisine verdikleri” yönündeki açıklamasıyla tek lider konumunda olduğunu gizli/açık ortaya koymuştu.

Bu durum, ülkenin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durum dikkate alındığında haklılık payı taşıdığına kuşku yok. Ancak bu görüşü ve yaklaşımı bir başlangıç kabul etmek yanlış bir görüşe varmak anlamı taşıyacaktır. Neredeyse son bir haftadır yaşananların odağında iktidardaki Umut Koalisyonu’nu sona erdirme gayreti olduğu ortada.

Federal sultan dün yani 24 Şubat’ta geçici hükümet kurma görevini yeniden Dr. Mahathir Muhammed’e verirken, Pazar ve Pazartesi günkü siyasi gelişmelerin niçin olduğunun sorgulanması gerekiyor.  

Hatırlanacağı üzere Dr. Mahathir, geçen Pazartesi günü hem başbakanlıktan hem de parti başkanlığını yürüttüğü Yerli Birlik Partisi’nden (Parti Pribumi Bersatu) istifa etmişti.

Bu gelişme, Dr. Mahathir’e destek vereceği düşünülen alternatif bir koalisyonun ortaya çıkmakta olduğu şeklinde yorumlanıyordu. Ancak tam tersi bir gelişme olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor.

İlk olarak Demokratik Eylem Partisi (DAP) genel başkanı ve Umut Koalisyonu hükümetinde maliye bakanı Lim Guang Eng tarafından gündeme getirilen, Dr. Mahathir’in UMNO’nun içinde olduğu bir koalisyonda yer almak istemediği yönündeki yaklaşım, Dr. Mahathir’in dün (26 Şubat) yaptığı bir açıklama ile teyit edilmiş oldu.

Yeni bir koalisyon bloğu oluşması halinde UMNO’nun çoğunluğu oluşturacak olması nedeniyle Dr. Mahathir  bu partinin milletvekillerinin ya kendi partisine veya başka partiye katılmaları yönünde bir öneriyi gündeme getirdi.

Bu gelişme, Dr. Mahathir’in Pazar ve Pazartesi günü yaşanan gelişmeleri doğru okuyamadığı şeklinde yorumlanabilir. Yapılan yolsuzlukları gündeme getirerek 2016 yılında ayrıldığı, 2018 seçimlerinde iktidardan etmek için Enver İbrahim’le ittifak kuran Dr. Mahathir’in bugün kalkıp aynı UMNO ile ittifak kurmak suretiyle başbakanlık yapması siyasi bir intihar olurdu.  

Azmin Ali ve ihanet suçlaması

Birinci seçeneğin gerçekleşmediği ortada. Burada sorgulanması gereken ve tüm bu gelişmelerin odağında olduğu görülen Halkın Adaleti Partisi’nden (Partai Keadilen Rakyat- PKR) ihraç edilen ve başında federal hükümette ekonomi eski bakanı ve partinin başkan yardımcılarından Azmin Ali ve onunla birlikte hareket eden diğer on milletvekilinin girişimlerinin ne kadar sağlıklı bir gelişmeye yol açıp açmadığıyla alâkalı.

Azmin Ali, hafta sonundan bu yana, artık sona ermiş olan Umut Koalisyonu iktidarının ortakları PKR, DAP ve Amanah tarafından istisnasız hedefinde olan kişi konumunda.

Azmin Ali’nin Dr. Mahathir Muhammed ve UMNO içinde bazı önemli politikacılarla olan bağı sorunun Umut Koalisyonu hükümetini düşürmek olduğuna işaret ediyor.

Hükümetin çalışmalarının devam ettiği bir dönemde, Dr. Mahathir ülke ekonomisini bahane göstererek başbakanlığı Enver İbrahim’e devretmeyi sürekli ertelemesi, daha uzun süre başbakanlıktan kalma arzusunda ısrar etmesi dikkate alındığında bugün ortaya çıkan siyasi manzara başbakanlıkta doğal hakkı olan Enver İbrahim’e karşı bir sürecin işletilmekte olduğunu kanıtlıyor.

Bu nedenle, Umut Koalisyonu iktidarını sona erdiren ve dolaylı olarak Enver İbrahim’e yönelik kabul edilebilecek bu girişim bir sivil darbe olarak adlandırılmayı hak ediyor.

Pazar günü gerçekleşen çoklu toplantılar sırasında, Azmin Ali ve grubunun geçen yıl bir anlaşma ile ‘Malay birliği’ bloğu oluşturan UMNO ve Malezya İslam Partisi’yle (PAS) görüşmesi, Pazartesi günü Dr. Mahathir’in başbakanlıktan istifasının ardından yeni koalisyonun harekete geçerek yeni hükümeti kurabileceğini akla getiriyordu.

Ancak, böylesi bir gelişme olmadı. Burada çarpıcı husus UMNO-PAS Malay çoğunluğu girişiminin akamete uğradığıdır. Bunun sebebine aşağıda değineceğim.

Ancak bütün bu olup bitenler temelde Enver İbrahim karşıtlığı ile ortaya çıkan UMNO ve PAS destekli hareketin başarısızlığı olduğu ortadadır.

Bu çerçevede, Azmin Ali vak’ası hiç kuşku yok ki, Malezya siyasi tarihine geçecek bir mahiyet taşıyor. Doğal olarak kendisine yönelik suçlamaları reddeden Azmin Ali’nin yakın gelecekte hangi partiye katılacağı veya siyasete hangi yönde devam edeceği de PKR’a ihanetinin çıkış noktasına gönderme yapacak bir gelişme olarak kabul edilecektir.

Sabah-Sarawak faktörü

Azmin Ali’nin merkeze alındığı, ancak arkasında UMNO ve bir ölçüde PAS’ın olduğu anlaşılan son gelişmede Dr. Mahathir’li veya onsuz, UMNO, PAS ve Azmin Ali grubunun Sabah ve Sarawak partilerini yanlarına almadan iktidar olmaları mümkün değil.

Bunun temel nedeni ise Sabah ve Sarawak Eyaletleri’nde bu siyasi bloğun toplumsal ve siyasal karşılığının olmaması oluşturuyor.

Aslında bu gelişme son günlerde yaşanan siyasi güç temerküzü çabalarının ötesinde, bir ulus-devlet yapısı olarak  Malezya’nın derin bir yarasının yeniden nüksetmesi anlamı taşıyor.

Malay çoğunluğu söylemi ve ittifakının Borneo Adası’nda Doğu Malezya olarak da adlandırılan Sabah ve Sarawak Eyaletleri gerçekliği göz önüne alınmadan bir işlerlik taşımadığı bir kez daha kanıtlanmış gözüküyor.

Bu iki eyaletin, özellikle PAS’a yönelik zaten var olan siyasi tepki nedeniyle bugünkü şartlarda gelişmelerin merkezinde yer alan PAS’la aynı masaya oturma ve bir koalisyon içinde yer alması mümkün gözükmüyor.

UMNO’nın başını çektiği Ulusal Cephe iktidarları döneminde de, UMNO Sabah ve Sarawak’ı temsil eden eyalet bazında faaliyet gösteren siyasi partilere muhtaçtı.

Bugün de bu durumda bir değişiklik olmadığı gibi, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olarak bu iki eyaletteki halkın farklı taleplerle öne çıkmakta olduğunu veya en azından böyle bir potansiyelin güçlü bir şekilde ortada olduğunu dikkate almak gerekir.

Siyasi ahlâk krizi: UMNO – Pas İttifakı  

9 Mayıs 2018 seçimlerinden bir hafta sonra kaleme aldığım yazıda ülke siyasetteki yozlaşmanın sona erip ermeyeceği konusuna değinmiştir.

Son bir haftadır yaşanan gelişmeler, reform hedefiyle iktidara gelen yapı içerisindeki bazı unsurların ve bunları tetikleyen dışarıdaki siyasal unsurların girişimiyle böylesi bir değişimin oluşma izlerinin en azından şimdilik ortadan kalktığını ortaya koyuyor.

Mevcut iktidar yapısı içerisinde yaşanan çekişmeleri göz ardı etmemekle birlikte, Dr. Mahathir’in istifasına ve partisinin Umut Koalisyonu bloğundan ayrılmasına neden olan gelişmeler siyasi ahlakın dışına çıkıldığına işaret etmektedir.

Bu noktada, dikkat çekilmesi gereken sadece altmış yıl ülkeyi yönetmiş olan UMNO’nun ülkenin farklı kurumları içindeki güç yapısı ile açıklanabilir.

Federal parlamentoda sadece 42 milletvekiliyle üçüncü parti konumdaki UMNO’nun, üstüne üstlük eski parti başkanı ve başbakanının yüzyılın yolsuzlukları çerçevesinde yargılanmasının sürdüğü bir dönemde bir tür siyasi güç gösterisi ile öne çıkmasını iyi değerlendirmek gerekiyor.

UMNO’nun 2019 yılı Eylül ayında ‘Müslüman cephesi’ adı altında PAS ile kurduğu ittifak ise, ahlaki krizin hangi boyutta seyrettiğine ortaya koymaktadır.

1990-2013 yılları arasında PAS’ın başkanlığını yürütmüş olan Nik Aziz’in 2015 yılı Şubat ayında vefatının ardındna parti yönetiminin UMNO ile giderek yakınlaşma politikalarının meyvesini bugün alınmakta olduğu görülüyor.

UMNO’nun genel başkanı ve ülkenin 6. Başbakanının 2009-2018 yılları arasındaki görev süresinde, özellikle 1 Malezya Kalkınma Fonu (1MDB) yolsuzlukları nedeniyle son iki yılını mahkemelerde geçirmesi karşısında PAS yönetiminin söylem ve pratik ile bu süreçlere eleştirel yaklaşmaması dikkate alınması gereken bir özelliktir.

Nik Aziz’in vefatından önce yani 2008 ve 2013 genel seçimlerinde o dönem Enver İbrahim’in başında bulunduğu reformist muhalefet bloğunun oluşturduğu koalisyon içinde yer alan PAS, 2013 seçimlerinin ardından ve özellikle de Nik Aziz’in vefatının ardında tedrici olarak koalisyondan uzaklaşırken, kendini bu süreçte UMNO’nun yanında bulması oldukça manidardır. 

Bu gelişmede, hiç kuşku yok ki, PAS üst düzey yönetiminin UMNO çevreleri ile girdiği ilişkilerin kayda değer bir rolü olmalı.

Geçici Hükümet mi büyüyen kaos mu?

Dr. Mahathir, geçici hükümeti kurmakla görevlendirilmiş durumda. Ancak siyasal yapıdaki parçalanma, tarafların birbirine olan güveninin son derece aşınmış olması, hangi partinin veya partilerin Dr. Mahathir’e destek vereceğini veya hangi partidin diğerleri ile ortak bir zeminde buluşup buluşmayacağı konuları geçici de olsa bir hükümetin oluşturulup oluşturulmayacağını tehlikeli hale getirmiş durumda.

Dr. Mahathir, federal sultanın kendisine başbakanlık görevi vermesinin ardından herhangi bir siyasi hareket/ittifak değil, “birleşik hükümet” kurma konusunda görüş beyan etmesi, hiç kuşku yok ki, onun yukarıda dile getirilen çelişkileri ve çıkış yolunun pek de mümkün olmadığını görmüş olduğunu ortaya koyuyor.

Artık ortada adından başka bir şey kalmamış olan eski Umut Koalisyonu’nu oluşturan PKR, DAP ve Amanah bu şartlarda Dr. Mahathir’e destek vermesi mümkün gözükmezken, Dr. Mahathir’in de açıkçası bu gruba “beni destekleyin” demesi olası değil.

Öte yandan, yine yukarıda dile getirilen sebeplerden ötürü, UMNO-PAS ikilisinin oluşturduğu “Malay bloğu”’nun Sabah ve Sarawak Eyaletleri siyasetinden destek alamaması nedeniyle, tek başlarına Dr. Mahathir’in başbakanlığını destekleyebilecek milletvekili sayılarının olmamasıyla mümkün değil.

Bu süreçte, Azmin Ali ve beraberindeki milletvekillerinin önce partileri PKR ardından Umut Koalisyonu hükümetini düşürme konusundaki girişimlerinin ülkeyi getirdiği siyasi kargaşanın ancak yeni bir seçimle giderilebileceğini ortaya koyuyor.

Bu tür bir gelişme için pek fazla zaman geçmeyeceği kanaatindeyiz. Büyük bir süprriz olmadıkça, muhtemelen önümüzdeki hafta ülke siyasetinde yeni bir evrenin başlayacağını söyleyebiliriz.


24 Şubat 2020 Pazartesi

Malezya’da Başbakan Dr. Mahathir istifa etti / Dr. Mahathir resigned in Malaysia


Mehmet Özay                                                                                                                         24.02.2020

Malezya’da siyaset kazanı kaynıyor... Başbakan Dr. Mahathir Muhammed istifa dilekçesini Federal sultan’a sundu.

Hafta sonu, ‘Malay birliği kurma’ söylemiyle yola çıkanların başarısızlığının ardından gelen bu istifa siyasette yeni gelişmelerin olacağının habercisi.

Enver İbrahim’in başında bulunduğu Halkın Adaleti Partisi’nden (Partai Keadilen Rakyat- PKR) 11 milletvekili istifa etti. Bu gelişme, parti içinde Enver İbrahim karşıtı söylemi ile dikkat çeken ve hafta sonu başta Dr. Mahathir’in kurucusu olduğu Yerli Birlik Partisi (Parti Pribumi Bersatu) olmak üzere muhalefetteki UMNO ile görüşmelerde yer alan Azmin Ali ve Zuraida Kamaruddin’in parti üst düzey kurulu tarafından hainlikle suçlanarak ihraç edilmeleri ardından geldi.

Hükümette ekonomi bakanı olan Azmin Ali ile Emlak ve Yerel Yönetim Bakanı olan Zuraida Kamaruddin’in bir süredir parti içinde Enver karşıtlıkları muhalefet tarafından da destek görüyordu.

PKR’da gerçekleşen bu istifa hükümetin parlamentoda çoğunluğu kaybettiği ve hükümetin de facto düşmesi anlamına geliyor.

Hedef Enver İbrahim

Hiç kuşku yok ki, hafta sonu, iktidardaki Umut Koalisyonu içinden ve muhalefet partileri arasında yaşanan siyaset trafiği Enver İbrahim’in başbakanlığını önlemeye yönelik bir girişimdi ve şimdilik başarısız olmuş gözüküyor. 20 yılı aşkın süredir hak ettiği başbakanlığın yeniden ve bir başka biçimde engellenmeye çalışılmasıyla bu girişimi Enver İbrahim’e yönelik bir sivil darbe adlandırmak mümkün.

Bazı çevreler tarafından ‘Malay birliği kuruluyor’ söylemiyle dillendirilen gelişme halkın seçtiği parlamentoya rağmen, parlamento dışı aktörlerin ve taleplerin açıkça ve fiili olarak dillendirilmesinin bir sonucu olduğu görülüyor.

Demokrasi karşıtı girişim

Parlamento dışı girişimlerin ülke demokrasisine zarar vereceği yönündeki sağduyulu açıklamanın başbakan Dr. Mahathir Muhammed’in kurucusu olduğu ve hükümette gençlik ve spor bakanı olarak görev yapan genç siyasetçi Syed Saddiq’dan gelmesi ise oldukça anlamlıydı.

Saddiq’ın dün yani, Pazar günü yeni bir iktidar kurma girişimi sürecinde Dr. Mahathir’e söylediği iddia edilen bu siyasi görüşün, bugünkü gelişmelere doğrudan bir etkisi olduğu ileri sürülebilir.

Sivil darbenin görünür hedefinde Umut Koalisyonu bulunurken, ana hedefin Enver İbrahim olduğu ortaya çıkmış durumda.

Bu gelişmeye aşağıda değineceğim...

Dr. Mahathir’den yeni bir hamle beklentisi

Bugünkü en önemli gelişme, hiç kuşku yok ki, Başbakan Dr. Mahathir Muhammed’in başbakanlıktan istifasıdır. Ancak Dr. Mahathir’in istifasının yerine Enver İbrahim’i geçirme  amaçlı olmadığı aksine yeni bir siyasi hamlenin bir başka safhası olduğu iddialarının doğru olup olmadığını anlamak için biraz daha beklemek gerekiyor.

Bununla birlikte, hafta sonu yaşanan ve yeni bir iktidar kurma arayışında başarısız olunmasının ardından gelen bu istifa açıkçası, Dr. Mahathir’in siyasi kariyerinde önemli bir yer bırakacaktır.

Dünkü gelişmeler yakından incelendiğinde açıkçası bu istifanın gelişi belliydi...

Dün akşam saatlerinde Federal sultanla yapılan görüşmeler sonuç vermemesinin bu istifanın temel nedenini oluşturuyor.

Ardından, bu sabah Yerli Birlik Partisi (Parti Pribumi Bersatu) genel başkan yardımcısı ve hükümette içişleri bakanı Muhyiddin Yasin partinin Umut Koalisyonu’ndan çekildiğini açıkladı.

Hiç kuşku yok ki, dünkü girişim Dr. Mahathir için önemli bir kayıp anlamı taşıyordu.
Bu nedenle, yeni iktidar arayışlarının odağındaki Dr. Mahathir ve kurucusu olduğu Bersatu’nun ayrılması yeni bir hükümet kurulmasını zorunlu kılarken, PKR genel başkan yardımcısı ve hükümette başbakan yardımcısı olan Dr. Wan Azizah Wan İsmail’in Federal Sultan’la yapılacak görüşmenin ardından yeni hükümeti kurması bekleniyor.

Azmin Ali’nin çıkışı

Pazar günkü siyaset trafiğinin önemli isimlerinden biri hiç kuşku yok ki, PKR genel başkan yardımcılarından ve federal hükümette ekonomi bakanı olan Azmin Ali bulunuyor.

1990’lı ve 2000’li yılların başında Enver İbrahim’in en yakınında bulunmuş isimlerden olan Azmin Ali, parti içerisinde bir hizbin başını çektiği gibi, başbakan Dr. Mahathir’in yeni gözdelerinden biri olarak dikkat çekiyordu.

Malezya’da genel anlamda reform hedefiyle iktidara gelen Umut Koalisyonu’nda çözülmede, hiç kuşku yok ki, PKR içindeki hizbin rolü önemli. Bu durum, zaten belirli siyasi çevrelerde yıllardır var olan Enver karşıtlığı üzerine kurulan yapılaşma için oldukça elverişli bir imkan sunuyordu.

Malezya’da hükümet değişimine gidilen bu süreç bir sürpriz olmasa da, pek çok kişiyi şaşırttığına kuşku yok.

2018 Mayıs seçimlerinden önce Dr. Mahathir’in o dönem hapisteki Enver İbrahim’le siyasi ittifak girişiminin bir sonucu olarak kurulan hükümette bir süredir yaşanan çoklu sorunlar bugün oluşan ittifak bloğunun kopuşuna tanık olunmasına neden oldu.

Bu sorunlardan biri, Dr. Mahathir’in ittifak ortaklarına verdiği söylenen iki yıllık başbakanlık sonrasında görevini Enver İbrahim’e devredeceği yolundaki sözüydü.

Daha önceki yazılarımızda da dikkat çektiğimiz üzere, aradan geçen sürede Dr. Mahathir, ülke ekonomisinin rayına oturtulmasını gerekçe göstererek söz verilen süre zarfında başbakanlıktan ayrılmayacağını defaatle söylemesi, Enver İbrahim’le ve iktidar ittifakını oluşturan partiler arasında gerginlikler yaşanmasına neden olmuştu.

En son, Umut Koalisyonu ittifakı liderleri arasında Cuma günü yapılan toplantıda başbakanlıktan çekilme kararının Dr. Mahathir’e bırakıldığı açıklanmıştı. Toplantıda özellikle Demokratik Eylem Partisi (Democratic Action Party-DAP) ve Emanet Partisi (Amanah) liderleri tarafından Dr. Mahathir’in başbakanlığı bırakması konusundaki baskının gerginliğe neden olduğuna vurgu yapılıyor.

Federal meclisteki dört partinin ittifakıyla oluşan hükümette belirleyici husus, Dr. Mahathir’in geçici başbakanlığı ve ondan sonra Enver İbrahim’in yirmi yıldır beklediği başbakanlık koltuğuna oturmasıydı.

Dr. Mahathir, daha seçimler öncesi yapılan görüşmelerde, iktidara gelinmesi halinde, başbakanlığı iki yıl sürdüreceği yolunda anlaşılan konu üzerinde zamanla yapılan polemikler bugün ayrışmanın belkemiğini oluşturduğu düşünülebilir.

Ancak bu süreçte, Dr. Mahathir’in elini giderek daha da güçlendirmesi, özellikle de Enver İbrahim’in başında bulunduğu PKR içinde ekonomi bakanlığı konumuna getirilen Azmin Ali’nin yürüttüğü muhalif kanadın güç bulmasının rolü yadsınamaz.

Dr. Mahathir’siz yeni bir ittifak

Bugün yaşanan ayrışmayı daha 2018 seçimleri öncesinde “Dr. Mahathir’le bir kez daha mı, Hayır” diyerek reddeden kesimler vardı. Veya bu ittifaka Dr. Mahathir dönemi politikaları ve siyaset ahlakı tartışmalarına taraf olan veya bunları yakından duyanlar bu ittifaka hayır diyorlardı.

Bugün bu çevreler kendilerini “evet haklı çıktık” diyebilirler. Ancak ne 2018 seçimleri öncesinde ittifakın oluşmasında ne de bugün ittifak yapısının çökerek iktidarın kaybedilmesinde Enver İbrahim’in doğrudan, kasıtlı bir eyleminden bahsetmek mümkün gözükmüyor.

Dr. Mahathir’in daha o dönem hapisteki Enver İbrahim’i ziyaret ederek ittifak görüşmeleri için aldığı inisiyatifin ve seçim zaferinin ardından, iki yıl gibi bir süre geçmişken iktidarı ve özellikle de Enver İbrahim merkezli ittifak bloğunu dışarda bırakmak suretiyle yeni bir ittifak arayışına girmesinin çıkar ilişkileri ile açıklanabilecek nedenleri olduğuna kuşku yok.

Ancak konunun salt bu bağlama sıkıştırılması, aynı zamanda Dr. Mahathir’in siyasi kalibresine yönelik bir ithamlar zincirinin oluşması anlamı da taşıyacaktır.

Dr. Mahathir’in zehir gibi bir politikacı olduğuna kuşku yok. Ancak her politikacı gibi yakın/uzak çevresinin ulus-devlet denilen ülkenin kendini bağlı hissettiği köklerden neşet eden yapısal unsurlarının etkisi altında kalmadığı söylenemez.

Malezya’da kaynayan siyaset kazanında önümüzdeki günlerin de hareketli geçeceğine kuşku yok. Yeni bir iktidar koalisyonu kaçınılmaz görünüyor. Halkta Enver İbrahim’e yönelik destek halen varlığını sürdürürken, siyasetin karanlık koridorlarından ne tür hamleler çıkacağı izlemeye değer.