Mehmet Özay 06.11.2026
3 Kasım seçimlerinin ardından, şimdi ABD’de ne olacak?
Bu soru önemli
ve bu soruya anlamlı cevaplar üretebilmek için, iktidardaki Cumhuriyetçi
Parti’nin önünde önemli bir ev ödevi bulunuyor.
Cumhuriyetçilerin
ve Başkan Donald Trump’ın, bu süreci yönetip yönetemeyeceklerini, aradan pek
fazla süre geçmeden anlayabileceğimizi tahmin ediyorum.
İç
sorgulama
ABD’de 3 Kasım
seçimlerinin ardından, önemli bir seçim mağlubiyetiyle tanışan Cumhuriyetçi
Parti’de, Başkan Donald Trump’ın gelişmeleri istihza ve kibirle karşılamasına
karşılık, partinin çeşitli organlarında siyasi bir iç sorgulama başladığı
anlaşılıyor.
Demokratların
Senato ve Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu ele geçirmesi, Cumhuriyetçilerin
azınlığa düşmesi anlamına geliyor.
Sorunun
sadece, ülke yönetiminde önemli rolleri olan bu meclislerdeki azınlık/çoğunluk
ilişkisinin dışında ve ötesinde, Cumhuriyetçiler arasında ara seçimlerin
kaybedilmiş olmasının faturasının bir an önce kesilmesi yönünde görüşler dikkat
çekiyor.
Bundan amaç,
Cumhuriyetçi Parti’de seçim yenilgisini getiren aynı kadrolarla, 2028 genel
seçimlerine katılmanın olanaksızlığı rasyonalitesi üzerinde durulmasıdır.
Buna paralel
olarak, Cumhuriyetçi Parti’de mevcut yönetim, 3 Kasım seçimleri öncesinde,
gereksiz bir “iyimserlik” dışında, kamuoyu önüne çıkarak siyasi olarak rekabet
etme yönünde gerekli hazırlıkları yapmadıkları suçlamasıyla karşı karşıyalar.
Bir başka
ifadeyle söylemek gerekirse, sıradan Amerikan seçmenin, başta ekonomi olmak
üzere karşı karşıya kaldığı gündelik sorunlara yönelik olarak iktidar
partisinden ve başkan Trump’dan doyurucu cevaplar almadıkları gündemde önemli
yer tutuyor.
Seçim
kaybının nedeni
Geçen günkü
yazımda dile getirdiğim üzere, Amerikan seçmeni için sorun sadece, gündelik
ekonomik zorluklarla sınırlı değildir.
Aksine, kendi
ülkelerinde ‘güvenlik’ sorununu ciddi olarak yaşayan bir Amerikan toplumunun,
bir anlamda, bu durumun bizatihi mevcut iktidar tarafından üretilmesine verdiği
bir tepkiyle karşı karşıya olduğunu görüyoruz.
Bu noktada,
örneğin başkan yardımcısı JD Vance gibi partinin önde gelen isimlerinin dile
getirdiği üzere seçmenin Cumhuriyetçilere verdiği dersin ardında, ‘İran’a
açılan savaş” olduğu görüşü üzerinde durulmaya değer.
Bununla
birlikte, ne Vance ne de başka bir Cumhuriyetçi siyasetçi, Amerikan seçmeninin
İran’a savaşın hangi boyutundan etkilenerek oylarını Demokrat Parti’ye çevirdiğine
dair bir izahta bulunmuyorlar.
Örneğin,
İran’a yönelik savaşın tıpkı dünyanın farklı bölgelerindeki ülkelerde olduğu gibi
benzin ve gübre fiyatlarındaki artış mı; İran’a yönelik savaşın İsrail boyutu
mu; bu savaşın hak ve haksızlık ile ilintili ahlaki çerçevesi mi; Amerikan
askerlerinin bu savaşta hayatını kaybetmiş olmaları mı; bu savaşın Amerikan
halkının vergileriyle oluşturulan bütçenin delinmesine mi vb.
Acaba, bunlardan
hangisine Amerikan seçmeni, “hayır” demiş olmalı?
Yukarıda dile
getirilen soruların cevaplarını Cumhuriyetçi siyasetçiler yerine, dolaylı
olarak Demokratlardan duymak mümkün.
Açıkçası,
Texas, Kansas, Güney Karolina gibi Cumhuriyetçilerin kalesi olarak bilinen ve
ağırlıklı olarak tarım sektörünü oluşturdukları eyaletlerde Demokratların elde
ettiği başarının ardında, günde ortalama 2 milyar dolar’ı savaş ekonomisine
ayıran Trump yönetiminin neden olduğu yüzde 3,5’lik enflasyon neticesi olarak,
benzin ve gübre başta olmak üzere tarım sektöründe girdiler üzerinde ağır bir
ekonomi baskısı oluşturmasının doğurduğu tepkinin yaptığı belirtiliyor.
Bununla
birlikte, genel itibarıyla Amerikan seçmen kitlesinin çok farklı toplumsal
gruplardan oluştuğunu dikkate alacak olursak, sadece ekonomi ile sınırlı
nedenlerle bir tepki oyunun çıktığını söylemek de güç...
Trump
ne diyor?
Başkan Donald Trump,
3 Kasım seçim sonuçlarına ilişkin derinlemesine bir yorum yapmadı. Ve yapmasını
beklemek de pek mümkün görünmüyor.
Birinci Trump
dönemi bir yana, ikinci Trump döneminin başından bu yana geçen iki yıllık süre
zarfında, Trump’ın ulusal ve uluslararası konulara dair demeçleri sansasyonel
olmaktan öteye geçmedi. Ulusal ve uluslararası konuları istihzai bir üslupla
ele alan ve bu anlamda kibrini ortaya koymaktan kaçınmayan bir Trump var
karşımızda.
Ve bugün de,
Amerikan seçmeninin son iki yıllık Trump iktidarına verdiği seçim karşılığını, benzer
bir duyarsızlık ve içtensizlikle, sansasyonel ve alaycı bir üslupla ele
almaktan geri durmuyor.
Bu durum,
aslında küresel sistemin yönetimini elinde tuttuğu dile getirilen bir ülke
başkanının küresel topluma verebileceği olumlu, anlamlı, rasyonel, yapıcı
mesajlarının olmadığını ortaya koyuyor.
3 Kasım
seçimlerinde önemli bir yenilgi alan Cumhuriyetçi Parti’de bu gelişmeyi
yorumlama konusunda, Başkan Trump ile partinin önde gelen isimleri arasında
önemli bir farklılık bulunuyor.
Tahmin
edileceği üzere Başkan Trump, siyasi yönetimine ve siyasi tavrına toz kondurmaz
ve alaycı tavrını sürdürürken, seçim sonrası açıklamalarda bulunan bazı
Cumhuriyetçi partililer parti içi eleştirileriyle gündeme geliyor.
Ocak ayında
Senato ve Temsilciler Meclisi, yeni üyeleriyle ve Demokratların çoğunlukta
olduğu oturumla açılmadan önce, Cumhuriyetçi Parti’de yeni döneme dair
politikaların nasıl geliştirileceği merak konusu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder