Mehmet Özay 29.01.2026
Bir tarihçi olarak bilinen ve 4 Ekim 2025 tarihinde vefat eden, Ahmet Adam’ı anma programı gerçekleştirildi...
Kendisiyle tanışmam, 2023 yılında bir araştırmam
vesilesiyle olmuştu. İlerlemiş yaşına rağmen, evine davet etme nezaketini
göstermiş ve keyifli bir sohbet yapmıştık.
Bunun ardından, yaklaşık bir yıl ay sonra, eş ve
dostlarıyla evinde tertip ettiği bir toplantıya davet etmişti.
İlk görüşmemde, yaklaşık iki saat süren mülâkat, Sumatra’da
yayınlanan bir gazete ile ilgili araştırmam için önem taşıyordu. Sadece ilgili
gazeteyi, yayıncısını değil, dönemi ve bölgeyi anlama adına da bu görüşme
oldukça önemliydi...
Görüşme süreci, onun bir akademisyen olarak onun, meseleleri
ele alışı noktasında da fikir sahibi olmama olanak tanımıştı.
İkinci görüşme, aynı jenerasyona mensup akademisyen,
yazar, yayıncı niteliklere haiz bir grubu içeriyordu.
Ve bu toplantı açıkçası, “bir tür veda toplantısı”
görünümündeydi...
Öyle ki, Ahmet Adam, bunu açıkça ifade etmiş ve bu
toplantının, benzerlerinin sonuncusu olduğuna işaret etmişti.
Veda
İlerleyen yaşı, kovid 19 sürecinden hasıl olan
rahatsızlığının devamı onu, bir tür ümitsizliğe sevk ettiğini gözlemlemiştim.
O dönem, hâlâ yazı çalışmalarına devam etse de,
hafızasının güçlü olmadığına işare ederek, kaleme almakta olduğu çalışmasının
yavaş ilerlediğini söylüyordu.
Bu ortama rağmen, kalabalığın dağılmaya başladığı bir
sırada, kendisiyle ayak üstü, yine sohbet etmek imkânı bulmuştum.
Yaklaşık yarım saat kadar, çeşitli konularda kendisine
yönelttiğim sorulara açık ve net cevaplar veriyordu.
Keyifli bir sohbet olduğunu hatırlıyorum... Eşi, Aysha
Hanım’ın, “Bitir artık, yoruldu... ” ifadesini taşıyan beden diliyle
karşılaşmamla sohbeti sonlandırmak zorunda kalmıştım...
Her ne kadar, zaman zaman mesajla hâl ve hatırını sorsam
da, kendisiyle bir daha yüz yüze görüşme fırsatım olmadı...
Vefat haberini, yine kendisine böylesi bir mesaj
göndermemin ardından, kızının yazdığı mesajla sağlık durumunun iyi olmadığı
haberini almıştım.
Ve bundan kısa bir süre sonra da vefat etti.
Oryantalist hocalar
Malezya’da bağımsızlık öncesinde Melaka’da dünyaya gelen
(1941) ve ardından, çocukluk ve erken gençlik yıllarında önemli siyasal
dönüşümlerin yaşandığı dönemi tecrübe eden bir isimdi Ahmet Adam.
Sırasıyla önce Malay, ardından İngiliz okulu ve nihayet Eğitim
Enstitüsü’nde öğrenimini devam ettirdi.
Malezya Milli Üniversitesi’nde (UKM) başladığı
akademisyenliğinin ilk yıllarında, aynı jenerasyonun ‘şanslı’ kabul
edilebilecek kesimleri gibi o da, bursla İngiltere’de yüksek öğrenim görme imkânı
buldu.
Çalışmalarında dile getirdiği üzere ‘oryantalist’
sınıfına giren İngiliz ve Avustralyalı hocaların danışmanlığında tez
çalışmasını tamamladı. Bu bağlamda, özellikle, çalışmalarında, John Bastin,
John Bastin, Clive Kessler, Harold Crouch, Benedict Anderson, isimlerini
zikreder.
Ahmet Adam’ın, söz konusu bu oryantalistlere dair
görüşlerini okurken, Prof. Naquib el-Attas’ın benzer görüşü aklıma geldi...
Batı düşüncesini kıyasıya eleştiren bir isim olarak
bilinen Naquib Hoca, bilimsel çalışmaların hakkını verircesine, kendisinin
önemli oryantalistlerle çalıştığını ve bir anlamda, onların ürünü olduğunu
gizli/açık ifade eder.
Benzer bir hususu, Ahmet Adam’da da sezinlediğimi
söylemek yanlış olmayacaktır.
Basın tarihi
Yerel gazeteler veya Malayca yayınlanan gazeteler,
bölgenin 19. yüzyıl ortalarından Pasifik Savaşı’nın gerçekleştiği yıllara kadar
olan yaklaşık yüz yıllık zaman diliminde, neredeyse tüm bölgede olan biteni
anlama konusunda birinci kaynak hükmündedir.
John Bastin’in ve de diğer hocaların, Ahmet Adam’ı yerel
gazeteleri çalıştırmalarının ardında, böylesine önemli bir akademik ve
entellektüel arka plân yer alır.
Bu noktada, Ahmet Adam’ın genel olarak, Takımadalar’da
özellikle de, Sumatra’da yayınlanan gazetelerle ilgili “Yerel Basın ve
Endonezya Bilincinin Doğuşu (1855-1913)” (The Vernacular Press and the
Emergence of Indonesian Consciousness (1855-1913) başlığını taşıyan çalışmasının,
bugün alanında klasik bir eser olarak anıldığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Ancak, akademi dünyasında ve araştırma evreninde genel
geçer bir kural olarak çalışma alanını sınırlandırma nedeniyle Ahmet Adam bu
tezini 1913 ile sınırlandırmış gözüküyor.
Ancak, basın alanındaki verilerin bolluğuna kuşku bulunmuyor...
Bu gazeteler, bölge kütüphanelerinde pek çok nüshaları eksik olmakla birlikte bulunurken, kapsamlı kolleksiyonlar Batı Avrupa kütüphanelerinde ‘korunuyor’.
Ahmet Adam da, tahmin ettiğim üzere, yine onun ilgili çalışmalarında dile getirdiği üzere, dönemin yerel gazetelerinin Batı Avrupa başkentleri kütüphanelerinde korunması, onun doktora çalışması sırasında kaynaklara erişimini kolaylaştırırken, ilerleyen yıllarda ilgili alanda diğer eserleriyle basın tarihi, entellektüel tarih gibi alanlara isimlerini yazdırdığını söyleyebilirim.
Eleştiri
Bugün yapılan etkinlikte yer alan ve kendisiyle otuz,
kırk yıllık ahbablıkları, tanışıklıkları olan hocaları dinlerken karmaşık duygu
ve düşüncelere kapıldım.
Bunun temel nedeni, Ahmet Adam’ın bir akademisyen ve
entellektüel olarak ne denli önemli olduğuna ve bu öneminin çalışma alanına
dair teorik, metodolojik derinliği ve disiplinine atıf yapılırken, konuşmanın
yapıldığı kurum ile benzeri kurumlarda böylesine önemli teorik, metodolojik
derinliği ve disiplini sağlayacak ortamların pek de, oluşturulamamış olması
karşısında şaşırdığımı söylemeliyim.
Söz konusu hocaların herhalde sadece, etkinlikte yer alan
Ahmet Adam’ın aile fertlerini veya dostlarını onere etme adına, bu tür
söylemleri dile getirdiklerini söylemek yanlış olur.
Aksine, bu kişilerin bizatihi kendilerinin de akademisyen
olmaları, görev aldıkları ilgili kurumlarda kayda değer görev ve yetkilere
sahip bulunmaları onların niçin ve neden, Ahmed Adam’ın ortaya koyduğu teorik,
metodolojik ve disiplinli yaklaşımı devam ettirecek bir yapıyı
oluşturamadıklarını sorgulamayı gerektiriyor.
Ahmed Adam’ı, ‘bilimsel tarih’ tezini ortaya koyan,
çalışmalarını bu tez etrafında örüntüleyen ve gündeme getirdiği sorulara cevap
ararken otantik, birincil, güvenilir kaynaklara ulaşma gibi gayet sabır ve
zaman isteyen süreci göze alan bir akademisyen olarak tanıtır ve övgüler
yağdırırken, bunu sadece söylem düzeyinde bırakmak akademik ilgi, etik ve
sorumlulukla ne denli örtüştüğünü sorgulamamıza neden oluyor...
Bu eleştiriyi yaparken, Ahmed Adam’ın kendi akademi
disiplininde ne denli canhıraş bir şekilde eleştirel yaklaşım sergilediğinden
güç alarak ifade etme gereği duyduğumu söylemeliyim.
Şayet Ahmet Adam, bizimle aynı ortamda olsaydı,
‘dostları’ olan ilgili hocaların görev yaptıkları kurumlarda niçin kendisinin
ortaya koyduğu teorik, metodoloji ve disiplinli yaklaşımı temelli bir şekilde
hayata geçir/e/mediklerine yönelik eleştirisini yüksek sesle dile getirirdi.
Bu vesile ile Ahmet Adam Hoca’ya Allah’tan rahmet diliyor
ve ilgili akademisyon dostları ve ilgili akademi kurumlarının, onun oluşturduğu
rasyonel akademik tutum ve davranışları hayata geçirmelerini temenni ediyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder